Sağlık ve Sağlıklı yaşam siteniz

Akdeniz Anemisi « Hastalıklar

Akdeniz anemisi, alyuvarlarda bulunan hemoglobin molekülünün kalıtsal bir hastalığıdır. Hemoglobin molekülünde, globin zincirlerinden bir ya da birkaçının sentez hızında azalma ya da tüm yokluk söz konusudur.

Türkiye'de en çok görülen, beta zincirlerinin sentez hızındaki azalmaya bağlı olan beta talasemidir. Beta zincirleriyle birleşmesi gereken alfa zincirleri, kararlı tetramer oluşturmadıklarından, kemik iliğinde, alyuvarların henüz olgunlaşmamış erken dönemlerinde, hücre içinde çöker ve kırmızı kürelerin parçalanmasına yolaçarlarlar. Bunun sonucuysa kansızlıktır.

Akdeniz anemisinde, alyuvarlar hemoglobin sentezi azaldığı için içleri boş görülür. Tanıda bu görünüm ilk basamak testi olarak önemlidir.

Bozulan dengeyi düzeltmek için öncelikle kemik iliği, normalin 10-15 katına kadar varabilen sayıda an hücreleri yapımına başlar fakat etkili olamaz. Hemoglobindeki genetik sorun halâ sürdüğü için bu hücreler de erkenden yıkılır.

Karaciğer ve dalak gibi kan yapan diğer organlarda da yeniden kan yapımı başlar. Kemik iliğinin çok çalışması ve genişlemesi sonucu özellikle yüz kemiklerinde değişiklikler olur ve yüzün görünümü bozulur.

Alyuvarların parçalanması ile açığa çıkan demire ek olarak tedavi amacıyla yapılan kan aktarımları sonucu, vücutta demir birikir. Ayrıca yeni eritrositler için demirin emilimi de artmaktadır. Bütün bu sayılan nedenlerle biriken demir, kalp kası, karaciğer, pankreas gibi çok önemli organlara çöker ve bu yeni sorunlar hastalık tablosunu daha da ağırlaştırır.

Belirtiler

Akdeniz anemisi olan çocuk, doğduğunda normaldir. 5-6 aydan sonra kansızlık belirtileri ortaya çıkar. Bu aylardaki çocuklarda kansızlık en çok demir eksikliğinden kaynaklandığı için, ilk akla gelen demir eksikliği anemisidir ve hatalı olarak demir tedavisi yapılır.

Akdeniz anemisi böyle bir tedaviyle düzeltilemeyeceğinden, belirtiler ağırlaşarak sürer. Karın büyür; çünkü dalak ve karaciğer büyümektedir. Çocuğun iştahı yoktur, gelişmesi yavaşlamıştır. Daha sonra iskelet sisteminde de değişiklik olur. Burun kökü çöker, elmacık kemikleri daha belirgin hale gelir. Eğer, henüz bu bulgular ortaya çıkmadan, doğru tanı konur ve erkenden uygun tedaviye başlanırsa, organ büyümesi olmaz, yüz görünümü değişmez ve gelişme de normale yakın olur.

Tedavi

Akdeniz anemisi, kan aktarımına bağımlı bir hastalıktır. Tedavinin esası 3-4 haftada bir yapılan konsantre alyuvar aktarımı ve düzenli demir bağlayıcı ilaçların kullanılmasıdır. Ancak birinci on yıldan sonra ortaya çıkan komplikasyonların önlenmesi ve tedavisi, çeşitli uzmanlık dallarından oluşan ekip çalışmasını zorunlu hale getirmektedir. İdeal bir tedavi için olaya çok yönlü yaklaşım gerekmektedir.

Medikal tedavi: Ekipte, çocuk hematoloğu ve kardiyolog, endokrinolog, ortodentist ve bu konuda deneyimli hemşireler bulunmalıdır.

Biyolojik yaklaşım: Genetik danışma, doğum öncesi tanı.

Psiko-sosyal yaklaşım: Psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve sınıf öğretmenleri bu ekipte bulunmalıdır.

Akdeniz anemisi tedavisinde son yıllarda, üç yönde büyük gelişmeler görülmektedir.

Yeni ilaçlar: Akdeniz anemisinde, hücre içinde açıkta kalan ve alyuvarların parçalanmasına yol açan alfa zincirlerinin bağlanacağı başka bir zincir de gamma zincirleridir. Bazı ilaçların gamma zincir yapımını artırdığı gösterilmiştir. Akdeniz anemisinde de gamma zincir yapımını artıran ilaçlar kullanılmaya başlanmış ve oldukça yararlı sonuçlar alınmıştır.

Kemik iliği değiştirilmesi: Eğer hastanın yaşı küçükse, karaciğeri bozulmamışsa ve çok uygun bir verici varsa (ikizi ya da kardeşi) bu tedavi şekli çok başarılı olmaktadır. Ancak bu şansa sahip hasta sayısı çok azdır. Türkiye'de çok az sayıda hastaya bu tedavi şekli uygulanabilmiştir.

Gen Tedavisi: Henüz çalışmalar deneysel düzeydedir.

Antibiyotikler « Genel

Mikropların gelişmesini önleyen maddeler.

1927 yılında bir gün, İngiltere'de, doktor Alexander Fleming, mikrop üretme kutularını gözden geçirirken, bunlardan birinin üzerinde, mavi bir küf bulunduğunu, bu küfün çevresinde hiç mikrop ürememiş olduğunu bir rastlantı sonucu gördü. Bu küf, doğada pek yaygın olan mikroskopik bir mantardan başka bir şey değildi. Penicillum notatum denen bu mantar, peynirlerde görülen mavi peynir küfünün aynıdır. Doktor Fleming, ilk antibiyotiği böylece bulmuş oluyordu: penisilin.

Bu mantarın, mikropların çoğalmasını önleyebilecek bir madde ürettiği anlaşıldıktan sonra, o maddeyi yapmanın yolları arandı. Ve bu ancak 1940'ta bulunabildi. Fleming bu buluşu için 1945 yılında Nobel ödülünü kazandı.

O tarihten beri daha başka antibiyotikler de bulundu, günümüzde ilaç fabrikaları bunların hemen hepsini üretmektedir. Antibiyotikler özellikle tıpta ve cerrahîde çok kullanılır. Onlar sayesinde, verem gibi (streptomisinle), tifo gibi birçok mikroplu hastalık yenilmiştir.

Bununla birlikte, bazı mikropların antibiyotiklere karşı direndiği görüldü. Ayrıca, antibiyotiklerin genellikle zehirli olduğu ve bazı alerjilere ve bağırsak bozukluklarına yol açtığı da saptandı. Bu nedenlerle antibiyotikler, genellikle başka ilaçlarla birlikte verilir. Antibiyotik tedavisi, hele büyük tedbir ve dikkat isteyen verem gibi hastalıklarda, ancak hekim gözetimi altında yapılır. Öte yandan, bu maddeler gereğinde rasgele ve fazla miktarda kullanılacak olursa, organizma onlara alışır ve bu yüzden ilacın etkinliği sıfıra iner.

Antibiyotiklerin hepsi her hastalığa iyi gelmez. Tedavi edilecek hastalığın mikrobuna hangi antibiyotiğin etkili olduğunu saptamak için tedaviden önce bir «antibiyogram» yapılması şarttır. Ancak bu sayede en çok hangi antibiyotiklerin yararlı olacağı anlaşılabilir.

Divertikülit Ve Divertiküloz « İnce ve Kalın Bağırsaklar

Divertiküloz nedir?
Genellikle doğuştan mevcut olan durum, kalınbağırsak duvarından dışa uzanan mukoza dolu cepler bulunmasıdır.

Divertiküloz neden meydana gelmektedir?
Bağırsak çeperinin çeşitli noktalarında zayıf olan kısımlar bulunduğu ve kan damarlarının bunları deşmekte olduğu sanılmaktadır.

Divetikülit ile divertiküloz arasındaki fark nedir?
Divertikülit çıkıntı veya torbalarda cerahatlanma hali olan bir hastalıktır.

Divertiküloz yaygın bir rahatsızlık mıdır?
Evet. On kişiden birinde böyle çıkıntılar bulunduğu tahmin edilmektedir. Büyük çoğunluğunda bu duruma tali olarak bir belirti görülmemektedir.

Divertiküloz olanların   büyük çoğunluğunda  hiçbir belirti görülmemekteyse bu durum nasıl meydana çıkarılmaktadır?
Bu hastalık çoğunlukla röntgen filmindeki karakteristik görüntülerle teşhis edilmektedir. Bunlar bir mide-bağırsak röntgeni alındığı zaman da görülmektedir.

Bir insanda divertiküloz varsa, onda diverkülit'in de gelişmesi ihtimali var mıdır?
Divertiküloz olan kişilerin büyük çoğunluğunda hiçbir belirti görülmeyecektir. Bunlardan yalnız yaklaşık yüzde onunda divertikülit gelişecektir.

Eğer bir insanda divertiküloz varsa, divertikülit olmayı önleme çareleri var mıdır?
Bir dereceye kadar evet. Bu sellülozu az olan gıda maddelerinin yenilmesiyle ve normal saatlerde dışarıya çıkma adetlerinin geliştirilmesiyle elde edilebilir.

Divertikülitin, tedavisi için ne tür ameliyatlar tavsiye edilir?
a.  Eğer iltihaplı divertiküller delinirse ve apse geliştirmişlerse bu apseler drenaj yoluyla boşaltılmalıdır. Bu gibi vakalarda bir kolostomi yapılması gerekebilecek (bağırsaktan karın bölgesi çeperine bir açılışın deşilmesi) ve bu şekilde dışkı deresi hastalanmış alandan uzak tutulmuş olacaktır.
b.  Lokalize olan bir divertikülitin en ideal tedavi metodu bağırsağın hastalanan kısmının alınması ve yukarıdaki sıhhatli bağırsağın alttaki sağlam bağırsakla birleştirilmesidir.

Divertikülit için yapılan ameliyatlar tehlikeli midir?
Ciddi ameliyatlar sayılır; fakat genellikle iyileşme tam olmaktadır.

Divertikülit ameliyattan sonra tekerrür eder mi?
Eğer, hastalıklı bağırsak halkaları bırakılmışsa tekerrür eder.

Divertikülit için ne kadar süre hastanede kalınması gereklidir?
Eğer akut iltihaplanmanın ameliyat olmadan iyileşmesi beklenilecekse haftalarca hastanede kalınması gerekebilecektir. Eğer hasta ameliyat olmuşsa iki veya üç hafta sonra hastaneden çıkabilir.

Bu rahatsızlığın tedavi edilmesi için, çeşitli ameliyatların yapılması gerekli olmakta mıdır?
Evet. Birinci ameliyat kopmuş olan bir divertikülite tali olarak bir apsenin drenajı olabilecektir, ikinci kısım bir kolostomi ameliyatı ile dışkının yolunu değiştirmek olabilecektir. Ameliyatın üçüncü safhası, bağırsağın hasta kısmını almak için yapılması gerekecektir. Dördüncü safha ameliyat ise bağırsaktaki açılan kısmı kapatarak dışkı yolunun normal mecraya çevrilmesi için icap edecektir.

Divertikülit için yapılan ameliyatlar, hep böyle safhalarda mı yapılmaktadır?
Hayır. Mümkün olan hallerde operatör bir ameliyatta hastalanan bağırsağı alarak sürekliliği temin etmeye çalışacaktır. Ne yazık ki, bu her zaman mümkün olmamaktadır.

Divertikülit geçirmiş bir hasta normal hayatına dönebilir mi?
Evet. Ancak diyetine, bağırsakların iyi ve normal çalışmasına dikkat etmesi gerekir.

oyun