Sağlık ve Sağlıklı yaşam siteniz

Nane « Besinler ve Özellikleri

Sebze olmadığı halde bazı yemek ve besinlere özel çeşnisini vermesi için yaprakları katılan Nane bitkisi, Maydanozgiller'dendir. Dünyanın ılıman bölgelerinde yetişen Mentha cinsi 25 çeşit bitkinin genel adı nane olup burada konumuzu ilgilendiren Bahçe nanesi'nden (M. piperita) söz edecek ve bitkiyi kısaca nane diye adlandıracağız.

Ülkemizde de bol bol yetiştirilen bu nane, 30-40 cm. kadar boylanabilen çokyıllık otsu bir bitkidir. Dört köşe kesitli, kırmızımsı renkli gövdesi ve dalları; karşılıklı dizilen kenarları dişli, keskin ama hoş kokulu koyu yeşil yaprakları vardır.

Bitki temmuz-ağustos aylarında leylak, pembe ya da beyaz renklerdeki küçük çiçeklerini açar. Bu çiçeklerden minik taneli, küremsi biçimli minik tohumları oluşur. Nanenin taze ya da kurutulmuş yapraklan, bazı yemek ve besinlere katıldığı gibi ilaç, besin ve parfümeri endüstrilerinde de kullanılır. Likörü yapılarak içilir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. kuru nanenin içerdiği besin değerleri şunlardır: 245 kalori: 15.1 gr. protein: 29,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 4,9 gr. yağ; 755 mgr. kalsiyum: 30.2 mgr. demir: 52 IU A vitamini; 0,49 mgr. B1 vitamini; 0,98 mgr. B2 vitamini ve 3,7 mgr. B3 vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Nane, midemizin dostu olan bitkilerden biridir. Çünkü, sindirim salgılarını artırarak mide ve bağırsaklardaki sindirim işlemini kolaylaştırır. Ayrıca, mide ve bağırsaklardaki gazı söker. Mide bulantılarını keser. Gebelikte ve yolculukta oluşan kusma reflekslerini yok eder.

o Bağırsaklardaki kolit yaralarını iyileştirici etkisi vardır.

o Bedeni güçlendirici bir toniktir.

o Grip sırasında oluşan yüksek ateşin düşürülmesine yardımcı olur.

Bu etkileri sağlaması için nanenin yaprakları bitki çiçek açmadan önce toplanır. Çok sıkmadan demet halinde bağlanır. Gölge ve havadar bir yere asılarak kurutulur. Kuruyan yapraklar elle ezilerek parçalanır. İşte böylece kurutulmuş ve ezilmiş yapraklarından bir tutam alınıp üzerine bir bardak kaynar su dökülerek 10 dakika demlendirilir. Bu şekilde elde edilen infüzyon, hiçbir yan etkisi olmadığı için istendiği kadar içilebilir. Ya da aynı etkileri sağlamak üzere, piyasada satılan naneruhundan alınıp 2-10 damlası bir kesme şekerin üzerine damlatılarak bu şeker emilir.

BİTKİSİNİN ÜRETİLMESİ

Nane, tohumlarıyla ya da bitkinin kökten bölünüp daldırılmasıyla kolayca çoğaltılır. Nane bitkisi isteklerine uygun koşullarda yetiştirildiğinde, döktüğü tohumlarla bulunduğu yerde o denli sıklaşır ki, arada bir sıklık yaratan ve zayıfça olan bitkilerin sökülmesi gerekir. İşte kökleriyle sökülen bu bitkiler de uygun yere ekilip bolca sulanırsa tutar ve iyi gelişir.

BİTKİSİNİN YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Ilıman iklimleri seven nane bitkisi, yarı gölge, serin ve nemli yerlerde çok iyi yetişir ve gelişir. Tam gölge yerlerde bitkinin gövde ve dalları cılızlaşır, yaprakları azalır ve ufalır.

Toprak isteği: Asitli toprakları sevmeyen nane bitkisi, organik madde yönünden zengin, humuslu ve iyi yanmış çiftlik (özellikle inek) gübresi verilmiş toprakta iyi gelişir. Bitki toprağı çok sardığından çapalanması olanaksızlaşır. Bu nedenle yetiştirildiği yerdeki yabani otlar elle sökülüp temizlenmelidir. İşte böyle topraklarda, 15 cm. derinlikte kazılmış ve düzeltilmiş yerlerine, daha çabuk yetişmesi için kökünden bölünmüş naneler 20 cm. aralıkla ilkbaharda ve havalar ısındığında dikilir.

Sulama: Nane, suyu çok seven bir bitkidir. Kurak ve sıcak havalarda toprağının, sürekli nemli kalacak şekilde sıkça ve bolca sulanması gerekir.

Gübreleme: Bitkiye, Toprak isteğinde sözü edilen gübreden yılda bir-iki kez verilirse nanelerin gelişimi ve ürün verimi artar.

Hasat (Derim): Nanenin yaprakları irileştikçe bitki örselenmeden koparılırsa ve iyi bakım sürdürülürse, bitkinin yeni yaprak üretmesi teşvik edilmiş olur.

Beyin Tümörleri « Sinir Hastalıkları

Beyin tümörleri yaygın bir hal midir?
Evet. Beyin, tümör teşekkülü bakımından en çok meydana gelen alanlardan biridir.

Beyin tümörleri ne gibi belirtiler gösterir?
a.  Devamlı ve tekerrür eden baş ağrıları.
b.  Bir kol veya bir bacağın ve bazı hallerde birden fazla uzuvda, artmakta olan zafiyet.
c.  Hissetmekte düzensizlikler, uyuşukluklar.
d.  Görmede düzensizlik; çift görmek veya gözün birinin görememesi.
e.  Göz kararması veya baş dönmesi.
f.  İhtilaçlar.
g.  Aniden gelen baş ağrısı veya kusma episodları.

Baş ağrılarının çoğunluğu beyin tümörleri belirtisi midir?
Kesinlikle hayır. Yukarıdaki belirtilerle birlikte gelmeyen baş ağrıları, çok az hallerde beyin tümörlerinden ileri gelmektedir.

Beyin tümörleri nasıl teşhis edilmektedir?
Sinir doktorlarının ve beyin cerrahlarının beyin tümörlerini teşhis edebilmek için birçok mükemmel metotları vardır. Bunlar arasında göz temellerinin, bütün vücuttaki sinirlerin nevraljik bakımdan çalışmalarının kontrolü, beyin ve kan damarlarının dış hatlarını göstermek için radio-opak sıvıların enjekte edilmesinden sonra röntgen filmlerinin alınması ve elektroansefalografi yapılması bulunmaktadır.

Beyin tümörlerini tedavi etme metotları var mıdır?
Evet, bazıları tedavi edilebilmektedir.

Sepsis « Hastalıklar

Sepsisi tam olarak açıklayabilmek için, mikroorganizmaların konakçı dokuyu istila etmesiyle gelişen "infeksiyon"dan başlayarak, infeksiyöz ve non-infeksiyöz bazı klinik durumlarda da ortaya çıkan "sistemik inflamatuar cevap sendromu"na kadar değişen çeşitli tanımlamaları ortaya koymak gerekecektir.

İnfeksiyon: Genellikle steril olan bazen de steril olmayan bir yerde organizmaların varlığıyla gelişen iltihabi bir cevaptır.

Bakteriemi: Kan dolaşımında bakterinin bulunmasına denir. Sadece diş fırçalaması veya barsak hareketlerinden sonra değil, diş çekimi, gastrointestinal sistem veya genitoüriner sistem infeksiyonlarından sonra da görülür. Konağın infeksiyona sistemik cevabı ve iltihabi mediatörler, sitokinler, vazoaktif ajanların etkisi ile RES'in aktivasyonu sonucu bakteriemi genellikle geçici olmaktadır.

Sepsis: Bakteri veya diğer patojenlerin kan dolaşımına geçmesi sonucu gelişen sistemik bir cevaptır. İnfeksiyon etkeninin kan kültürü ile kanıtlanmış olması gerekir. Sepsisde, infeksiyonun klinik belirtisi ile birlikte infeksiyona karşı sistemik cevabın belirtisi olan aşağıdakilerin hepsinin olması gerekir.

® Vücut ısısı > 38 0C veya <36 0C
® Kalp hızı >90/dak
® Solunum hızı >20/dak veya PaCO2 <32 mmHg
® Beyaz küre >12.000 , <4.000 veya >%10 genç (çomak) hücrelerin olması.

Septik hastaların çoğunluğunda konağın defansı galip gelir ve saldırı ortadan kaldırılır, daha az bir ihtimalle de konak güçsüz kalır. İmmün sistemin bozulması, hipotansiyonun derinleşmesi ve organ perfüzyonunun bozulması ile ölümle sonuçlanır. Sepsisin ilerlemesiyle mortalite % 25-60 oranlarına çıkacağı için daha erken tanınması için gayret gösterilmelidir.

Anamnez ve dikkatli bir muayene en değerli teşhis kriterleridir. Örneğin dizüri ve yan ağrısı bir üriner kaynağı, ağrı ve ateşle birlikte sol alt kadranda kitle divertiküliti akla getirmelidir.

Sepsis sendromu: Hipertermi veya hipotermi, taşikardi, takipne ile birlikte yetersiz organ perfüzyonu belirtilerinden olan aşağıdaki belirtilerden bir veya daha fazlasının bulunmasıdır.

® Hipoksemi (PaO2 <75 torr),
® SerumLaktat yüksekliği,
® Oligüri <30 ml/1 saat,
® Mental değişiklikler

Ağır sepsis: Sepsis ile birlikte aşağıdakilerden birisinin olmasıdır.

® Organ fonksiyon bozuklukları
® Hipoperfüzyon bulguları (Laktik asidoz, Oligüri, Akut mental
değişiklikler)
® Hipotansiyon

Septik Şok: Sepsis sendromuna sahip olan ve yeterli sıvı perfüzyonuna (en az 500 ml serum fizyolojik) rağmen, hipotansiyonun diğer nedenleri olmaksızın, sistolik kan basıncının <90 mmHg veya önceki düzeyden 40 mmHg dan fazla düşmesi ile ortaya çıkan tabloya septik şok denir. Dirençli septik şok: Sıvı tedavisi veya vazopressör tedaviye cevap vermeyen ve 1 saatten daha fazla süren septik şoktur.

Sistemik İnflamatuar Cevap Sendromu: Sepsis veya sepsis sendromu gibi infeksiyöz olabilen klinik durumlardan başka, ateş ve organ perfüzyon yetersizliğinin olduğu pankreatit, yanık, iskemi ve doku zedelenmesi gibi infeksiyöz olmayan nedenleri de içine alan geniş kapsamlı bir klinik durumdur. Bu durumda aşağıdakilerden iki yada daha fazlasının bulunması gerekir, ancak kan kültürü pozitifliği şart değildir. Çünkü infeksiyöz olmayan durumlar da söz konusudur.

® Vücut ısısı > 38 0C veya <36 0C
® Kalp hızı >90/dak
® Solunum hızı >20/dak
® Beyaz küre >12.000 , <4.000 veya > %10 genç (çomak) hücrelerin olması.

KLİNİK

Gram (+) ve (-) sistemik bakteriyel infeksiyonlarda görülen en yaygın belirti ve bulgular aşağıda özetlenmiştir. Sepsis sendromuna neden olan sistemik bakteriyel infeksiyonun belirti ve bulguları şunlardır:

Başlıca belirtiler

- Ateş
- Titreme
- Hipotermi
- Hiperventilasyon
- Deri lezyonları
- Mental durumda değişiklik

Komplikasyonlar

- Hipotansiyon
- Kanama
- Lökopeni
- Trombositopeni
- Organ yetmezliği bulguları

Akciğer: Siyanoz,asidoz
Böbrek: Oligüri, anüri, asidoz
Karaciğer: Sarılık
Kalp: Konjestif yetmezlik
Hastaların çoğunda ateş, üşüme ve titreme görülmesine rağmen nadiren hipotermi olabilir ve üşüme titreme görülmez. Daha ziyade yaşlılarda ve altta yatan hastalığı olanlarda görülen bu durum prognozun kötü olduğunu gösterir. Nötropeni sistemik infeksiyona zemin hazırlar. Normal nötrofil sayısının veya önceden mevcut olan nötropeninin ani olarak düşmesi immünsüpressiflerde görülür.

Bakteriemik hastalarda ateş ve üşüme titremeden önce hiperventilasyon başlayabilir. Anksiete ve hiperventilasyonu olan hastalar yoğun bakım ünitesinde takibe alınmalıdır. Mental durumdaki değişiklikler (letarji, durgunluk, ajitasyon) erken tanıda ipuçları olabilir.

Septik olaylarda deri belirtileri, bakteriyel, viral, fungal ve paraziter durumlarda görülebilir. Gram pozitif patojenler sellülit ve diffüz eriteme neden olabilir. Gram negatif basil bakteriemisinin deri belirtileri ise en çok Pseudomonas aeruginosa ile görülmektedir. Ektima gangrenozum adı verilen yuvarlak veya oval 1-5 cm çapındaki eritemli ve endurasyon gösteren lezyonların ortasında veziküller olabilir, daha sonra etrafı eritemli, endüre olan bu lezyonlar nekrotik ülsere dönüşür. Bu deri belirtileri Pseudomonas bakteriemilerinin % 5-25 inde görülür.

Trombositopenik hastalarda lezyonların etrafı ekimotik olabilir. Lezyonlardan kültür, boya ile organizmalar tespit edilebilir. Biopsi ile histopatolojik olarak kapiller yatağın venöz tarafında tromboz ve damar duvarında basillerin varlığı gösterilir. Ektima lezyonları bakteriemiyi düşündürmelidir. Oligüri, saatlik idrar çıkışının 20-30 ml den aşağıda olmasıdır ve genellikle hipotansiyonu takiben gelişir. Şokun belirtisi, vasküler direncin azalması ve intravasküler sıvı volümünün azalması sonucu gelişen doku hipoperfüzyonudur.

Gram (-) bakterilerden açığa çıkan endotoksin, periferik dolaşımı, kalbi, sistemik vasküler direnci etkiler ve yetersiz kan akımına yol açar. Erken septik şokta kardiak autput artar, sistemik vasküler direnç düşer. Bu durumda tedavi olarak hızlı sıvı verilmelidir. Sıvı ihtiyacı günlük 6-8 lt olabilir. Doku hipoksisinin ilerlemesi ve kardiak fonksiyonların deprese olması sonucu kardiak autput düşer ve sistemik vasküler direnç artar. Hızlı sıvı verilmesine rağmen hipotansiyonu düzelmeyen hastalarda dopamin 5-15 mg/kg/dak olarak verilmelidir.

Septik şoklu hastaların % 40-60'ında akut solunum yetmezliği sendromu (ARDS) gelişir. Pulmoner ödem, hemoraji, atelektazi ve kapiller trombus ile karakterize olan ARDS'de ventilasyon perfüzyon oranının bozulması sonucu, başlangıçta respiratuar alkaloz ve pulmoner kompliansta artış, daha sonra metabolik asidoz ve pulmoner kompliansda azalma meydana gelir. Klinik olarak öksürük, köpüklü balgam, dispne ve hipoksemiyle karakterizedir.

Akciğer radyografisinde diffüz pulmoner infiltrasyonlar izlenir. Yeterli oksijenasyonu sağlamak için mekanik ventilasyon gereklidir. En önemli bulgu, belirgin hipoksi (PaO2 < 75 mm Hg) ve yüksek pulmoner arter basıncına rağmen, nisbeten normal pulmoner wedge basıncı (sol ventrikül diastol sonu basıncı) olmasıdır. Bu durum, akciğer fonksiyonundaki mekanik değişiklikler ve yaygın pulmoner kapiller kaçak sendromunun, sol kalb yetmezliğine bağlı olmadığını yani pulmoner ödemin kardiyojenik olmadığını gösterir.

Santral venöz basıncın sol ventrikül diastol sonu basınçla paralel gitmemesi nedeniyle sol kalb diastolik basıncın incelenmesinde pulmoner arter katateri yerleştirilmesi oldukça önemlidir. Yüksek doz steroidler ve antiinflamatuar tedaviler, ARDS'li hastalarda deneysel olarak inflamatuar cevabı suprese etmek için kullanılmasına rağmen, bugüne kadar etkili olduğu gösterilememiştir. Septik şoktan ölen hastaların büyük çoğunluğu, hipoperfüzyon ve mikrovasküler hasar sonucu gelişen multipl organ yetmezliği bulgularına sahiptir. En yaygın tablo pulmoner, hepatik ve renal yetmezliğin ortaya çıkmasıdır. Bu durumda mortalite % 80-100 arasındadır.

Sepsis gelişme riskini etkileyen faktörler

1. Altta yatan hastalık

Nötropeni
Hipogamaglobulinemi
Diabet
Alkolizm ve siroz
Renal yetmezlik
Solunum yetmezliği

2. Cerrahi girişimler

İntraabdominal
Jinekolojik

3. Kortikosteroidler ve diğer immünosüpressif tedaviler

4. Katater uygulaması ve çeşitli invaziv işlemler

5. Yaş

Özellikle çok yaşlı ve yenidoğan dönemi Septik şok özellikle hastanede yatan ve çeşitli predispozisyonu olanlarda daha çok görülür.

Sepsis genellikle gram negatif bakteriyel infeksiyonlar, gram pozitif mikroorganizmalar, mantar, virus ve paraziter infeksiyonlar sonucu oluşabilir.

oyun