Sağlık ve Sağlıklı yaşam siteniz

Uyku ve Rüyalar « Genel

Bütün bir günün yorgunluğu, hayvanlarda olduğu kadar insanlarda da karşı koyulmaz bir uyuma ihtiyacı doğurur. Gerçekten de insanın beden ve zihin gücünü yeniden toplamasını sağlayan tek şey uykudur. Çoğu zaman birkaç esnemeden sonra uyumağa hazırlanan kişinin gözleri kapanır, kasları yavaş yavaş gevşer, vücut organları daha ağır çalışmağa başlar, solunum temposu yavaşlar ve düzenli hale gelir. Dış dünya ile bütün ilişkisini kesmiş olan kişi tam bir durgunluk ve hareketsizlik halindedir. O andan sonra artık bilinci de çalışmaz olur.

Uyku, başından sonuna kadar tekdüze bir olay değildir: normal süresi boyunca birtakım devrelerden geçer, bu devrelerden her biri de gittikçe derinleşen çeşitli evreleri kapsar.

Beyinde bulunan ve hipotalamus denilen bir sinir merkezinin denetlediği uyku, bütün fiziksel etkinliklerin durduğu bir dinlenme dönemidir: uyku sırasında kişi, bilinçli düşünme yeteneğini kaybetmiştir. Bununla birlikte bilinçaltı, rüya görürken gene de «çalışmağa» devam eder.

Hepimiz her gece rüya görürüz, fakat gördüğümüz rüyaları tümüyle unuturuz ya da yalnız uyanma anından önce gördüğümüz son rüyayı hatırlayabiliriz. Zaten bir rüyanın, hattâ bir kâbusun bizdeki anısı çok çabuk kaybolur. Toparlayıp anlatması güç bir şey olan rüya, çoğu zaman fantastiğin ve gerçek dışının sınırlarına varan, tutarsız, bağlantısız birtakım hayaller dizisidir.

Kaynağını, gerçekten yaşanmış olan ya da bilinçaltında var olan olaylardan, duygulardan, istek ve kaygılardan alır. Rüya görmek, insanın yaşaması ve sağlıklı kalabilmesi için zorunlu olan bir beyin etkinliğidir. Laboratuvarlarda yapılan «rüyadan alıkoyma» deneyleri (kaydedici âletler rüya görmeğe başladığını haber verir vermez denek hemen uyandırılır), çıldırmaya kadar varabilen sinir ve ruh bozukluklarına yol açmıştır.

Öteden beri insanlar, gördükleri rüyalara bir anlam vermek istediler ve bu rüyaları öbür dünyadan gelen birer haber (Eski Yunanistan'da Uyku Tanrısı Hypnos, Ölüm Tanrısı Thanatos'un kardeşiydi) ya da kehanet olarak kabul ettiler.

1900 yılında Rüya Yorumu adlı kitabını yayımlayan Freud'un çalışmalarından bu yana psikanalizciler, rüyaları, itiraf edilmemiş ya da gerçekleşmemiş isteklerin dile gelişi şeklinde açıklıyorlar. Rüyalardaki bazı simgeleri yorumlamak oldukça kolaysa da (bir kral ya da bir kraliçe, babayı ya da anneyi temsil eder), her rüya, bireyin kişiliğine sıkı sıkıya bağlı olan özel bir anlam taşır. Bu bakımdan rüyaların bir tek anahtarı yoktur, yeryüzünde ne kadar insan varsa o kadar da anahtar vardır.

Uykusuzluk

Bazı insanlar uykusuzluktan yakınırlar: ya uykuya dalmak için büyük güçlük çeker ya da gece boyunca sık sık uyanırlar. Ciddî bir hal almağa başladığı zaman ilaçlarla (uyku ilaçları veya uyuşturucu ilaçlar, barbitürikler) tedavi edilen bu hastalık insanda ruh huzursuzluğu, endişe ve gerçek bir vücut yorgunluğu yaratır. Fakat, yıllardır bir tek gece «gözlerini kırpmadıklarını» söyleyen uykusuzluk hastalarına inanmamak gerekir: eğer insan bu kadar uykusuz kalsa, hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin de kanıtladığı gibi, bütün gücü tükeneceğinden kısa sürede ölür.

Uyurgezerler

Bazı etkenler, sözgelimi bir uyurgezerlik nöbeti, uykuyu tedirgin ve huzursuz hale getirebilir. Böyle bir nöbet sırasında insan, uykuda olduğu halde yataktan kalkıp dolaşabilir, hattâ korku ve baş dönmesi duymadığı için bazen çok tehlikeli hareketler yapabilir. Uyandığı zaman da bu yaptıklarının hiç birini hatırlamaz. Bu uyku bozukluğu oldukça ender görülen bir olaydır. Üstelik, bir uyurgezeri uyandırmanın, onun ölümüne yol açabileceği inancı da yanlıştır.

Uyku Tedavisi

Uykunun süresi canlıların türüne göre değişir: zürafa günde üç dakika, fil 2 saat, kuşlar 12 saat uyur. Yetişkin bir insan ortalama 8 saatten fazla uyumaz. Bazı sinir hastalıklarını tedavi etmek için psikiyatri hekimleri bir uyku tedavisi uygulamayı öngörürler: uyku ilaçlarının etkisiyle hasta, bir, iki ya da üç hafta boyunca günde 12 ile 18 saat kadar uyutulur; ara sıra, temizliğini yapmak, yemek vermek ve ruh hekimiyle konuşmasını sağlamak için uyandırılır.

Koroner Arter Hastalığı « Kalp

Koroner arter nedir?
Bunlar kalp çeperi içerisinden geçerek kalp kaslarını besleyen kan damarlarıdır. Aort kalpten ayrıldıktan sonra ilk dallara ayrılan damarlardır.

Koroner arter hastalığı nedir?
Sürekli çalışması için büyük ölçüde enerjiye ihtiyacı olan kalp kaslarının bu gücü için tabiatıyla büyük ölçüde kana ihtiyacı bulunmaktadır. Bu ihtiyacı karşılayacak koroner arterin, bu görevlerinde engellenmesine koroner arter hastalığı denir.

Koroner arter hastalığının en genel sebebi nedir?
Arteryoskleroz (arterlerin sertleşmesi).

Kalp yetmezliği ve "angina pektoris nedir?
Kalp arterlerinden kan akımı büyük ölçüde azaldı mı, kalp azami fonksiyonunu yerine getiremeyecektir. Böyle hallerde kalp göğüste, genellikle göğüs kemiğinin altında, sancı ve rahatsızlık meydana getirerek kötü durumu hakkında sinyal verecektir. Bu durumlarda bazı hallerde, rahatsızlık ve sancı vücudun başka yerlerinde de hissedilebilecektir; sırtta, kollarda, boyunda, çenede, veya üst karın bölgesi gibi. Böyle sancıların duyulması, zorlamayla birlikte veya herhangi bir zorlama olmadan, "angina pektoris" olarak adlandırılmıştır. Hasta dinlendikten sonra ve fiziki zorlamayı durdurduktan sonra sancı geçecektir.

Koroner damarların tıkanması nedir?
Kalp arterlerin birinde kan akımının tamamen durmasıdır. Bunun sonucu olarak eksilen besiden dolayı kalp adalesinin bir kısmı harap olabilecektir. Bu durum kalp kası (miyokardit) enfarktüs olarak adlandırılmaktadır. Başlıca arterlerden biri tıkanmışsa kalp adalesinin büyük bir kısmı zedelenmiş olacaktır. Eğer tıkanan yardımcı dallardan birisiyse o zaman zarar gören kalp adalesi kısmı daha küçük olmaktadır. Bu olaylar için genellikle kalp sektesi terimi kullanılmaktadır.

Koroner damar tıkanmasının sebepleri nedir?
En genel neden kalp arterlerinin bir kan pıhtısı ile tıkanmasıdır. Buna kalp trombozu denir. Bu durum, genellikle arterin önce arteryoskoleroz yüzünden arızalanmış olan kesimlerde meydana gelir.

Bir kalp sektesinin meydana gelmesine neden olan bazı faktörler hangileridir?
a.  Bundan önce kalbin zedelenme oranı.
b.  O muayyen krizde kalp adalesinin arızalanma oranı.
c.  Geriye" kalan normal kalp adalesi miktarı.
d.  Kalpteki engellemenin arterlerin öteki dallarına yayılma oranı.
e.  Kalp ritminde düzensizliklerin bulunup bulunmayışı.
f.  Kalbin iç çeperinin kopup vücudun başka yerlerine seyredebilecek kan pıhtılarının bulunup bulunmayışı.
g. Zayıflayan kalp çeperinin kopma ihtimali.

İlk gelen bir kalp trombozundan kurtulma şansı ne orandadır?
İlk kalp trombozu olan yirmi kişiden yaklaşık on dokuzu kurtulabilir.

Koroner yetersizliğin veya angina pektorisin anlamı nedir?
Angina pektoris, koroner yetersizliğinin meydana getirdiği göğüs ağrısına denir. Muhtelif derecede angina pektoris olduğu gibi muhtelif derecede koroner yetersizlik de vardır. Hafif vakalardan sonra hasta yalnız çok yorucu uğraşlardan kaçınmak zorunluluğundadır. Ciddi vakalar hastayı tamamen kudretsiz hale getirebilecektir.

Angina pektoris olan bütün hastalarda daha sonra koroner damar tıkanması gelişmekte midir?
Hayır. Ancak bu gibi hastalar kalp sektesi olmaya daha meyillidirler.

Angina pektoris geçiren bir hasta normal bir yaşantı sürdürebilecek midir?
Evet. Ancak her hastanın durumu bazı faktörlerden dolayı değişik olacaktır.

Angina pektoris vakaları önlenebilir mi?
Bir dereceye kadar. Daha programlı ve daha düzenli bir yaşantı tarzı zor uğraşlardan kaçınmak, heyecanlanmamak ve bazı gerekli ilaçların alınmasıyla angina   pektoris krizleri kontrol altına alınabilir. Bazı hallerde, bu gibi krizlerden tamamen kaçınılabilinir.

Koroner arter hastalıklarında ameliyatlar yararlı olmakta mıdır?
Evet. Koroner yandan geçme ameliyatları çok sayıda kalp hastalıkları olan hastalara yardımcı olmuştur. Bunun dışında, kalp arterinin kanalını tıkayan arteryosklerozlu plakaların alındığı bir ameliyat usulü çok başarılı olma umutlarını göstermektedir.

Koroner damar tıkanması nasıl tedavi edilir?
Tedavinin başlıca dayanağı ilk safhalarda yatakta kesin istirahattır. Bundan sonra da uzun süre faaliyet sınırlanmalıdır. Bir krizden sonra uzun süre hastaya oksijen verilmektedir. Pıhtıları dağıtan ilaçların bu vakalarda çok yardımcı olduğu bazı uzman doktorlar tarafından ileri sürülmüştür. Yine bazı uzman doktorlarsa bu ilaçların hiçbir faydası olamayacağı iddiasındadırlar. Günümüzde bu gibi ilaçların kullanılıp kullanılmayacağı hastaya bakan doktora ve onun inancına bağlıdır. Günümüzde bu ilaçların yararlığı hakkında kesin bir cevap bulunmamaktadır. Digitalis gibi kalbi kuvvetlendirecek ilaçlar bazı vakalarda kullanılabilecek ve bozulan kalp ritmini düzeltecek başka ilaçlar da verilebilecektir. Sancıyı dindirecek ilaçlar da çok faydalı olmaktadır.

Yatakta istirahat ve sınırlı fiziki faaliyet neden bu derecede önemli?
Kişi ne kadar az hareket ederse, kalp o ölçüde daha az kan desteği temini zorunluluğunda kalacaktır. Belirli olmamakla beraber kişi istirahat halindeyken ve faal olduğu zamanlar arasındaki hallerde kalbin sarf ettiği enerji farkı inanılmayacak derecede büyüktür.

Koroner arter tıkanması olan bir hasta ne kadar süre yatakta kalmalıdır?
Bu hastalığın kapsamına ve gelişmesine bağlıdır. Normal olarak kalp sektesi geçirmiş bir hastanın üç ile altı hafta arası yatakta kalması gerekmektedir. Diğer taraftan, bu hastalığı "sandalye tedavisi" ile tedavi etmeyi tercih eden tanınmış otoriteler vardır. Bu sistemde hasta ilk şoktan çıkar çıkmaz yataktan kaldırılmakta ve sandalyede oturtulmaktadır. Bu tedavi usulünde hasta devamlı olarak yatakta tutulacağına, günde bir kez yataktan kaldırılarak bir süre sandalyede oturtulmaktadır.

Koroner arter tıkanması geçirmiş olan bir hasta ne kadar süre çalışmamalıdır?
Koroner arter tıkanması geçirmiş olan hastalar, hastalığın başlangıcından üç ay sonra işlerine dönebilirler. Bu gibilerin derhal işlerine dalacağı yerde, yavaş yavaş işe koyulmaları tercih edilir. Eğer bu hastalığı geçirenin mesleği fazlasıyla yorucuysa, bunu bırakıp başka bir iş seçmesi gerekli olacaktır. Kalp sektesi geçiren hastalar hem duygusal ve hem de fiziki gerginlikten kaçınmalıdırlar.

Koroner trombozu geçirmiş hastaların yüzde kaçı iyileşip işlerine dönerler?
İstatistikler göstermektedir ki koroner tromboz geçirmiş hastalardan beşte dördü mükemmel bir şekilde iyileşmektedirler ve asıl işlerine dönmektedirler.

Pıhtıyı dağıtıcı ilaçlar nedir?
Bunlar kanın normal pıhtılaşmasını azaltan kimyasal bileşiklerdir. (En çok kullanılanlar arasında Heparin ve Dikumarol gelmektedir).

Koroner trombozun tedavisinde pıhtı dağıtıcı ilaçlar neden kullanılmaktadır?
a.  Kalp adalesine kan seyrinin daha da fazla bozulmasını ve arterde gelişmiş pıhtının yayılmasını önlemek için.
b.  Kalbin iç zarında ve bacaklardaki damarlarda pıhtıların gelişmesini önlemek için. Aksi taktirde bu pıhtılar koparak kan akımında seyretme imkanını bulurlar (amboli).

Bir kalp krizinin geleceği öngörülebilir mi?
Her zaman değil. Kalp krizi çok kez yeni ve tamamen normal çıkan elektrokardiyogram aldırmış ve yaşantılarında hiçbir anormallik olmayan kişilere gelebilir. Bununla beraber, başka hallerde göğüs ağrıları gibi uyarıcı belirtiler akut bir nöbetten haftalar veya aylarca önce gelmiş olabilmektedir.

Periyodik elektrokardiyogramlar alınması gelecek bir kalp krizini önceden bildirebilir mi?
Ancak çok sınırlı bir ölçüde.

Hangi yaş grubu kalp krizine en çok meyillidir?
Kırk ile altmış yaşı arasında olanlar.

Bir "kalp krizi" geçirmiş olan bir hasta daha uzun yıllar yaşamasını umut edebilir mi?
Evet. Ciddi bir kalp krizleri geçirmiş hastaların çok kez hastalandıktan sonra daha yirmi beş ile otuz yıl arası yaşamakta oldukları görülmektedir.

Erkekler kalp krizine kadınlardan daha meyilli midirler?
Evet. Erkekler kadınlardan koroner arter hastalıklarına üçte bir oranında daha meyilli olmaktadırlar. Ancak, elli yaşından sonra koroner tromboz meyilli kadınlarda büyük oranda artmaktadır.

Koroner arter hastalıklarında irsi bir meyil var mıdır?
Bazı hallerde bir irsi meyil görülmekteyse de bu hastalığın olmasında tayin edici bir faktör olarak kabul edilemez.

Bir kalp krizinin gelişmesinde duygusal gerginlik ne ölçüde önemlidir?
Yardımcı bir faktör olduğu düşünülmekteyse de genellikle sebep olucu faktör değildir.

Kalp krizinin hemen veya ileride gelişmesinde fiziki gayret ne gibi bir rol oynayabilir?
Genellikle, fiziki gayret kalp krizlerinin gelişmesinde çok önemli bir faktör olmamaktadır. Ancak, aşırı fiziki gayret sırasında veya hemen sonra kalp krizi olaylarının meydana geldiği görülmüştür. Tahminlere göre bu gibilerde, koroner arterlerde uyumakta olan asıl hastalık olduğu için, bu hastalığa aslında meyilli bulunmaktaydılar.

Koroner arter hastalığının gelişmesine ne gibi durumlar neden olabilir?
Şeker hastalığı, yüksek kan basıncı, kanda çok yüksek kolesterol düzeyleri, aşırı şişmanlık ve fazla tütün kullanmak.

Koroner arter hastalığında diyetin tesiri ne olabilir?
Son bilimsel araştırmalarda diyette birçok faktörlerin koroner arter hastalığının gelişmesinde yardımcı ve neden olabileceklerine dair bazı belirtiler tespit edilmiştir. Bunlar arasında hayvani yağlardan ve süt mamullerinden meydana gelen doymuş yağ asitleri, şekerde bulunan sakaroz ve yüksek kolesterol muhteviyatı olaı gıda maddeleri gelmektedir. Bu görüşleri doğrulayacak bazı deli] ler mevcutsa da, henüz bunlar kesin olmaktan çok uzaktır.

Koroner arter hastalıklarında tütün kullanmanın etkisi ne olmaktadır?
Günümüzdeki yaygın düşünceye göre kişi ne oranda fazla tütün kullanırsa, bütün öteki faktörlerin eşit kalması halinde, o oranda koroner hastası olma ihtimali artmaktadır. Şurası kesindir ki, koroner arter hastalığı geçirmiş olan bir kimse bir daha tütün kullanmamalıdır.

Kafatası Ve Beyin: Kafa Travmaları « Beyin Cerrahisi

Başta meydana gelen bütün travmalar ciddi olur mu?
Hayır, aksine, başta meydana gelebilecek yaralanmalar kafatası m kaplayan ve nispeten zararsız sayılan deride meydana gelen hafif yaralanmalarla derin şuursuzluklara neden olan beyin zedelen meleri arasında değişmektedir. Kafatası, altındaki beyin madde sine önemli bir korunma vasıtası olmaktadır. Birçok kafa travmaları nispeten önemli sayılamayacak yüzeyde kalan dokuları zedelemektedir. Daha ciddi vakalar, örneğin bir yırtılma veya ağır bir ezilme sonucu kafatasında meydana gelebilecek bir kırılma çok ciddi beyin zedelenmelerine neden olabilir.

Kafatasını kaplayan derinin yırtılması tehlikeli olabilir mi?
Kafatası yaralanmaları çoğunlukla yığın kanamalara neden olduklarından çok kez olduklarından daha tehlikeli görünürler. Bu kanamalar tazyik yapma yoluyla çoğunlukla kendiliklerinden durur. Bazı hallerde yırtık çok genişse, cerrahi müdahale gerekebilir. Bu durumda yara dikilmeden önce yaranın etrafındaki saçlar traş edilir. Yaranın kafatasına veya altındaki beyne tesir etmediğini tespit için çok dakik bir muayene gerekir.

Başta bir yaralanma olduktan sonra kişinin şuurunu kaybetmiş olması neyi ifade etmektedir?
Kafatası içerisindeki maddelerde bir yaralanmanın meydana gelmiş olduğunu göstermektedir. Bu durumlarda bir kafatası kırılması söz konusu olabileceğinden derhal bir röntgen filmi çekilmesi gereklidir. Birkaç saniye süreli bile olsa, şuurunu kaybeden kişiler, kafatası içerisinde bir kanama olup olmadığını tespit etmek için sıkı bir kontrol altında tutulmalıdır.

Bir darbe ile beyinde meydana gelen sarsıntı ne demektir?
Bunun anlamı başa isabet edilen bir darbe sonucu, kısa bir süre de olsa kişinin şuurunu kaybetmiş olmasıdır.

Beyin sarsıntısının tedavi metotları nelerdir?
Ciddi olmayan vakalarda, kişi derhal iyileştiği için, herhangi bir tedaviye ihtiyaç duyulmamaktadır. Ancak yaralanan kimse vücudunun bir tarafındaki kol ve bacaklarında uyuşukluk ve zafiyet baş gösterirse, bunun devamlı bir müşahede altında tutulması gereklidir. Bu belirtiler genellikle kafatası içerisinde meydana gelen bir kanamadan olabilir.

Kafatasının çatlaması ciddi bir durum mudur?
Evet. Baş üzerine düşmekten veya kafaya sert bir çarpmadan kafatasında kırılmış kemik parçacıkları meydana gelmiş olabilir. Ancak, şu belirtilmelidir ki, yaranın ciddiyeti yarıklığın büyüklüğünden değil, ancak alttaki beyinin ne derece zedelendiğinden ileri gelmektedir. Başka bir deyişle, küçük bir kafatası yarasının neden olduğu ciddi bir beyin zedelenmesi, basit beyin zedelenmesi yapan büyük bir kafatası yarasından çok daha vahim olabilir.

Hastanın şuursuzluk durumu yaralanmanın ciddiyeti ve meydana gelecek sonuçla ilgili önemli bir faktör müdür?
Evet. Koma veya şuursuzluk halinin derinliği yaralanma oranına göre değişiklik gösterir.

Şuursuzluğa neden olan bir kafa yaralanmasında tatbik edilecek ilk yardım yöntemleri hangileridir?
a.  Yaralı yarı yatık vaziyette ve yan olarak tutulmalıdır. Bu yolda ifrazatın solunum yoluyla vücuda girmesi tehlikesi azaltılacaktır.
b.  Kafatası derisinde meydana gelmiş bir yaradan gelen kanama sterilize edilmiş bir bezle veya mendille yapılacak tazyik yoluyla kontrol altına alınmalıdır.
c.  Hasta sedye ile taşınmalıdır. Başının ve gövdesinin eğilmemesi-ne çok dikkat etmek gerekir.
d.  Hastanın solunum yolunun tıkanmaması için çok dikkat edilmeli.

Beyin zedelenmesi için özgül (spesifik) bir tedavi var mıdır?
Hayır. Beyin yaralanmalarına özel bir tedavi yöntemi yoktur. Neyse ki böyle yaralananların çoğu kendiliklerinden iyileşmektedir, iyi bakım muhakkak surette gereklidir. Basınçların yara açmaması için baygın olan hastaların devamlı olarak bir taraftan diğer tarafa çevrilmeleri gereklidir. Kirlenen çarşaflar devamlı olarak değiştirilmelidir, idrar yolları çalışmazsa mesaneye bir sonda yerleştirilmesi gerekecektir. Normal nefes alınabilmesi için, solunum yollarının devamlı açık bulunması çok önemlidir. Bazı hallerde soluk borusuna bir delik açarak ve bu delikten bir tüp sokarak solunumun normalleşmesini temin etmek gerekli olabilecektir. Kusma ve balgam birikimleriyle meydana gelebilecek tıkanıkların mekanik bir aygıtla dışarıya atılması gerekli olabilir. Şuurunu kaybetmiş ve yarı komada olan bir hastanın beslenmesinin genellikle birkaç gün süreyle damar yoluyla yapılması gerekir. Bundan sonra bir tüpün mideye sokulmasıyla beslenme yapılabilir.

Her baş yarası ameliyat gerektirir mi?
Hayır.

Cerrahi müdahale gerektiren haller nelerdir?
a.  Açık bir yara (açık kırık).
b.  Basınçla veya yaralanma sonucu beyine tazyik eden kemik parçaları (baskılı kırık).
c.  Bir komplikasyon sonucu meydana gelen kafatası içerisi kanaması.                                  
d.  Burun devamlı olarak akıntı halinde gelen beyin-omurga  (ce-rebrospinal) sıvıları.

Kafa yaralanmasından sonra kafatası içerisinde meydana gelen kanama ciddi bir durum mudur?
Evet.

Bir yaralanma olayından sonra kafatası içerisinde meydana gelen bir kanama nasıl belli olur ve bu durumda ne yapılması gereklidir?
Bir yaralanmadan sonra kafatası içerisinde meydana gelebilecek bir kanama bazen birkaç saat içerisinde belli olmaktaysa da, bu durumun bazı hallerde haftalar ve hatta aylar sonra da belli olması mümkündür. İlk görünüşte hafif görülen yaralanmalar kafatası içerisinde kanamalara neden olabilirler. Bundan dolayı böyle bir komplikasyona karşı tetikte bulunulması gerekmektedir. Yaralanmadan kısa süre sonra meydana gelen bir kanama derhal cerrahi müdahaleyi gerektirebilecek acil bir durumdur. Bu durumun belirtileri Vücudun bir tarafındaki bacak ve kolları, t görülen artan uyuşukluk ve zafiyettir. Böyle bir vakanın çok ciddi bir komplikasyon ve hatta ölümle sonuçlanmaması için kanamayı durdurmak ve kan pıhtısını çıkarmak için derhal cerrahi müdahale gerekmektedir. Kanamadan bir şüphe bile araştırma kabilinden bir cerrahi müdahaleyi gerektirmektedir. Bu ameliyat lokal  novokain anestezesi ile yapılan basit ve önemli sayılmayan bir prosedürdür. Kulağın önünde ve üstünde kafatasını örten deri açılarak kafatasına ufak bir delgi açılmaktadır. Eğer bu yolda kafatası içerisinde bir kanamaya rastlanmazsa mesele kalmaz. Öte taraftan, bir pıhtı mevcut olup hastaya cerrahi müdahale yapılmadığı takdirde bu, hastanın hayatına mal olabilir. Daha sonraları, haftalarca, hatta aylarca sonra meydana çıkan kanama belirtileri şunlardır: Baş ağrısı, uyuşukluk ve zihin karışıklığı. Bu durum çok daha az tehlikeli olmakla beraber, daha ciddi durumlardaki cerrahi müdahale gereği yine de mevcuttur. Bazı hallerde kafatasına açılan küçük delikten toplanan kan pıhtıları almabilinmekteyse de, daha ilerlemiş durumlarda daha ciddi bir müdahale gerekebilecektir.

Kafatası içerisinde kanama genç çağlarda meydana gelebilir mi?
Evet. Yaralanmalardan meydana gelen kafatası içerisi kanaması (subdural hematoma veya beyin üzerinde toplanan kan pıhtısı) bazen bebeklik çağlarında rastlanır, incinme dikkatsizlik yüzünden çocuğun doğumu sırasında meydana gelmiş olabilir. Devamlı beyin zedelenmesini önlemek için erken teşhis ve cerrahi müdahale gerekir.

Kafa yaralanmalarından sonra fiziki veya akli sakatlıkların meydana gelmesi normal bir sonuç mudur?

Baş yaralanmalarının her yerde ne kadar çok sayıda olduğu göz önünde bulundurulursa bunların sonuçlarının büyük oranda ciddi olmadığını görmekteyiz. Vakaların büyük çoğunluğunda iyileşme tam olarak gerçekleşmektedir.
Bazı vakalarda belirtiler baş ağrısı, baş dönmesi, aşırı sinirlilik ve buna benzer belirtiler göstermektedir. (Yaralanmadan ve yaralanma sonrası sarsılma sendromlan). Bunların genellikle, ciddi bir durum veya komplikasyon arazı olmaları şart değildir. Şurası göz önünde bulundurulmalıdır ki, her fiziki yaralanmada bir duygusal eleman da mevcuttur ve bu özellikle baş yaralanmalarında öyledir. Bir kafa yaralanmasından veya beyin zedelenmesinden sonra, yaralanan kişiye yarasının asıl durumunu anlatmakla meydana gelmesi muhtemel psikolojik rahatsızlıklar ve duygusal dengesizlikler büyük ölçüde azaltılabilir. En önemlisi, bu şekilde yaralanmış bir kişiye böyle bir kazanın fiziki etkilerinden kurtulduktan sonra tamamen normal bir yaşantı tarzına dönebileceğini anlatmak ve kendisini bu yolda ikna etmek gerekmektedir.

oyun