Sıtma « Parazitler ve Parazit Hastalıkları
Çeşitli sıtma türleri hangileridir?
En azından üç ayrı tip sıtma vardır ve her biri ayrı bir sıtma parazitinden gelmektedir. Bunlar "plasmodium vivax"dan gelen gün aşırı sıtma nöbeti, "plasmodium malaria"'den gelen dört günde bir tutan sıtma nöbeti ve "plasmodium falciparum"dan gelen daha uzun fasılalı sıtma nöbetidir.
Sıtma insanlara nasıl geçer?
Mikroplu kan emmiş olan bir anofel sivrisineğin sokmasıyla.
Sıtma parazitleri insanın neresinde yaşar?
Kırmızı kan hücrelerinde. Bu parazitler bu hücreleri harap ederler.
Muhtelif tip sıtmalar birbirinden nasıl ayırt edilebilmektedir?
Kandaki özel görünüşlerinden, klinik görünüşlerindeki farklardan ve her birinin neden oldukları değişik belirtilerden.
Sıtma ne derece yaygındır?
Hala dünyada en çok etkisini sürdüren hastalıklardan biridir; özellikle tropikal ve gelişmemiş ülkelerde.
Sıtma nerede bulunur?
Sıcak ülkelerde en çok görülen hastalıklardan biridir. Bununla beraber,Güney İsveç kadar kuzeyde bile rastlanmaktadır.
Sıtmaya karşı bağışıklığı olan insanlar var mıdır?
Sıtmanın en çok bulunmakta olduğu mıntıkalarda yaşayanlar bu hastalığa karşı en çok dayanıklılık gösterenlerdir. Ancak, bu belki devamlı enfeksiyonların getirmekte olduğu bir direnişin sonucudur. Aslında, sıtmaya karşı tam veya kısmi bir bağışıklık olduğu sanılmaktadır.
Sıtmanın belirtileri nelerdir?
Ateşli titreme nöbetleri. Genellikle muayyen sürelerde gelen bu nöbetler bazı hallerde çok şiddetli olabilmektedir.
Sıtma tedavi olmazsa ne meydana gelebilir?
Sıtma tedavi olmadığı zaman, ölümle sonuçlandığına çok az rastlanmaktadır. Ancak uzun fasılalı tipi bunun dışında kalmaktadır ve bu tür sıtma her zaman çok tehlikeli olabilmektedir.
Sıtma nasıl tedavi edilir?
Sıtma parazitlerine karşı çok tesirli olan çok çeşitli ilaçlar vardır. Bunlar arasında "Chloroquine", kinin ve "Plazmohin" bulunmaktadır.
Bu ilaçlar sıtmayı geçirdiği gibi, önlemek için de başarılı ile kullanılabilmekte midir?
Evet.
Sıtmalı olduğu bilinen bir kişi, donör (kan vericisi) olarak kullanılmalı mıdır?
Hayır. Böyle bir kişi parazit taşıyıcısı olabilir ve kan vereceği hastaya sıtma bu yolda bulaşabilir.
Yer Değiştiren Böbrek « Böbrekler ve İdrar Yolları
Yer değiştiren böbrek (nefroptoz) ne demektir?
Bağlı olduğu yerden ayrılan (kopan) ve vücutta çok anormal derecede düşük bir seviyede olan böbrek anlamına gelir.
Bu gibi bir durum genellikle hangi tip insanlarda görülür?
Çok zayıf kişilerde, özellikle kadınlarda.
Nefroptoz genellikle sağ tarafta mı olur?
Evet.
Yer değiştiren böbreğin genel belirtileri nelerdir?
Eğer belirti varsa bunlar sırt ve karın ağrıları olacaktır. Böbrek çıkıntısının dolaşmış olması idrarın serbest şekilde akıntısına engel olabilir. Bu durum böbrek krizi (renal crisis) diye adlandırılır ve böbrek bölgesinde şiddetli sancılara yol açabilir.
Belirti göstermeyen nefroptozun tedavi edilmesi gerekir mi?
Hayır.
Yer değiştiren bir böbrek belirtiler gösterdiği zaman ne gibi tedavi metotlarına başvurulmalıdır?
a. Tıbbi kontrol altında bulunmak, kilo alınmasını temin için özel bir beslenme rejiminin tatbiki ve böbreği normal yerinde tutabilecek bir korse giyilmesi.
b. Cerrahi müdahale ile böbrek normal yerine yerleştirilebilir. Bu ameliyatın adı "nephroprexy" dir.
Nefroptoz ameliyatları ciddi midir?
Hayır. Sonuçlar iyidir. Hastanın on ila on iki gün hastanede kalması gerekecektir.
Ciddi böbrek ameliyatlarında kan nakilleri genellikle lüzumlu mudur?
Evet.
Bir böbrek ameliyatı yapıldığı takdirde özel hemşire görevlendirmeli midir?
İki ila üç gün için evet.
Bir böbrek ameliyatından sonra nekahet devresi ne kadar sürmelidir?
Yaklaşık bir ay.
Gözyaşının Nedeni « Anatomi
İnsan bir yakınını kaybedince, başarısından dolayı bir ödül kazandığında, duygusal bir film seyrederken, yıllardır üzerine titrediği çocuğunu evlendirirken veya çok haklı olduğuna inandığı bir konuda haksızlığa uğradığında gözyaşlarını tutamaz.
Nedenleri çok değişik de olsa tüm bu olaylar karşısında gözlerden akan damlalar ruhsal bir boşalma sağlar. İnsan ağladıkça açılır, ferahlar gibi görünür. Ancak gözyaşının arkasında yatan psikolojik ve biyolojik mekanizma hala tam anlaşılmış değildir.
Ağlama şekli insandan insana değiştiği gibi gözyaşı dökmenin de değişik biçimleri vardır. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı salgılanır. Bunlar göz kırpmamız sayesinde gözlerimizi korur ve devamlı nemli kalmalarını sağlarlar.
Bundan başka soğan doğrarken veya mangal yakarken dumanın gözümüze kaçması sonucu olarak döktüğümüz yakıcı gözyaşları vardır. Son olarak da asıl konumuz olan, üzüntü, aşırı sevinç veya benzeri gerginliklerimize tepki olarak döktüğümüz ruhsal gözyaşları vardır.
Ruhsal ağlama konusunu ilk inceleyen Darwin oldu. Tabii her şeyde olduğu gibi bunu da evrim teorisine bağladı. Ona göre ruhsal tepki ve ağlama bir davranış şeklinin tümü idi. Evrim sürecinde bu tepki içinde anlamsız bir işlevi olan gözyaşı öne çıktı. Bu teoriye karşı çıkanlar gerekçe olarak yine Darwin'in doğal seçme ve ayıklama teorisini ileri sürdüler. Buna göre evrim içinde insan için faydalı fonksiyonlar öne çıkmakta, diğerleri körelmekte ve gözyaşı anlamsız bir fonksiyon ise evrim süreci içersinde yok olması gerekirdi.
Yirminci yüzyılın ortalarında ortaya atılan bir diğer teoriye göre ise hıçkırarak ağlayınca dökülen gözyaşlarının hastalıklara karşı korunmamıza yardım eden yaşamsal bir değeri vardır. Gözyaşı dökmeden hıçkırarak ağlarken nefes kesiliyor, burun ve boğazdaki koruyucu zarlar kuruyor ve bakterilerin istilasına uygun bir ortam haline geliyorlar. Oysa ağlarken burun pasajına akan gözyaşları bu kurumaya mani oluyor.
Tabii bu teoriyi ileri sürenler herkesin hıçkırarak ağladığını varsayıyorlardı. Halbuki insanların çoğu hıçkırmadan sessiz sessiz ağlarlar. Bu teoriye göre spor yaparken burun ve boğazları kuruyan sporcuların da gözyaşı dökmeleri gerekmekteydi.
Pek akla yakın gelmeyen bu iki teoriden sonra bir hipotez daha ileri sürüldü. Buna göre de ruhsal sıkıntılar sırasında vücutta bir takım kimyasal maddeler oluşuyor, bunlar tıpkı ter, idrar, dışkı sayesinde toksik maddelerin vücuttan atılışına benzer şekilde gözyaşı ile vücuttan uzaklaştırılıyorlardı.
Bu teori doğru ise ruhsal gözyaşları ile soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapılarının farklı olmaları gerekiyordu. Yapılan deneyler sonucu görüldü ki, ruhsal gözyaşları, soğan (yakıcı) gözyaşlarından daha fazla protein içermektedirler. Fakat henüz bu farkın nedenini açıklayacak bir kanıt bulunabilmiş değildir. Sevinç ve üzüntü gözyaşlarının da aralarında kimyasal bir fark olup olmadığı halen araştırılmaktadır.
Dünyadaki yaratıklardan sadece insan ruhsal nedenlerle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum da şüphesiz yaşam tarihindeki evriminin bir sonucudur. Doğrudan gözünü rahatsız edecek bir şey olmazsa yeni doğmuş bir bebek doğumundan bir kaç hatta sonraya kadar gözyaşı dökmezsizin ağlar.
oyun