Sağlık ve Sağlıklı yaşam siteniz

Erik « Besinler ve Özellikleri

Çağlasını ilkbaharda, olmuşunu ilkbahardan sonbahara kadarki dönemde ve Kurutulmuşunu yıl boyunca severek yediğimiz erik meyvesini veren Erik ağacı, Gülgiller'dendir. Dünyanın pek çok bölgesinde yetiştirilen çeşitli erik ağaçları, ülkemizin hemen hemen her yerinde de yetiştirilmektedir.

Meyvesinin olgunlaşma dönemleri göz önüne alınarak erikler; erkenci caneriği (P. cerasifera), yaz ortalarında olgunlaşan Japon ya da italyan eriği (P. salicina) ve ağustosta olgunlaşmaya başlayan Avrupa eriği (P. domestica) ana gruplarına ayrılır. Bu gruplarda yer alan türlerdeki ağaçlar, 4-12 m. kadar boylanabilir. Erik ağaçları, türlerine göre sık ya da seyrek dallı; kimi türlerde dallar dikenli kimilerinde de dikensizdir.

Erik ağacının yaprakları da türlere göre, küçük ya da büyük, çeşitli biçimlerde, yaprak kenarları dişli ve renkleri yeşilin çeşitli tonlarında olur. Yapraklarından önce açan çiçeklerinin çanak yaprakları yeşil ve taç yaprakları beyaz renklidir. Yukarıda açıkladığımız gibi farklı dönemlerde olgunlaşan erik meyvesinin farklı biçim ve büyüklükteki meyvelerinin ince kabuğu, türlere göre yeşil, sarı, kırmızı ya da mor renklerdedir.

Meyvenin gene çeşitli renklerde olan eti, sulu, mayhoş ya da tatlı, meyvenin ortasındaki tek çekirdeği serttir. Erik ilkbaharda çok erken döneminde çağla, sonraları taze meyve olarak yenilir. Bazı erik türleri kurutularak kuru yemiş olarak ya da hoşafı ve kompostosu yapılarak yıl boyunca tüketilir. Ayrıca erik, meyve suyu, şurubu, pekmezi, reçeli ve içkileri yapılarak tüketilmektedir.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze eriğin içerdiği besin değerleri şunlardır: 66 kalori; 0,5 gr. protein; 17,8 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; eser miktarda yağ; 0,4 gr. lif; 17 mgr. fosfor; 18 mgr. kalsiyum; 0,5 mgr. demir; 2 mgr. sodyum; 299 mgr. potasyum: 9 mgr. magnezyum; 300 IU A vitamini; 0,08 mgr. B1 vitamini; 0,03 mgr. B2 vitamini; 0,5 mgr. B3 vitamini; 0,05 mgr. B6 vitamini; 0.6-0.9 mcgr. folik asit; 4-6 mgr. C vitamini ve 0,7 mgr. E vitamini.

Kuru eriğin besin değerleri tazesine göre daha fazladır. Ayrıca pişirilmeden yenmesi daha yararlıdır; kompostosu ya da hoşafı yapıldığında vitamin değerleri düşer, ama içine şeker katıldığından kalori ve karbonhidratı artmaktadır.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Eriğin tazesi ya da kurutulmuşu halk hekimliğinde hafif müşkil olarak kullanılmaktadır. Bu etkileri sağlamak üzere eriğin taze ya da kurusunun bolca tüketilmesi öğütlenir.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Ülkemizde erik fidanlarının üretimi, çeşitli çöğürler üzerine istenilen erik türlerin aşılanması yoluyla yapılmaktadır. Bu işte çöğür olarak başta erik olmak üzere zerdali ve bazen badem anaçları kullanılır. Ancak, erik en iyi şekilde, kendi çöğürlerinden yetiştirilmektedir. Biraz güç de olsa bu yolda direnmek iyi sonuçlar verir. Bizim için tutulacak yol, inanılır üreticilerden çeşidi belli, sağlıklı fidanları almaktır. Bu fidanları bahçemizde 5 m. aralıkla açılacak 50 cm. derinlik ve genişlikteki çukurlara dikmeli, yanına rüzgârın genelde estiği yöne herek çakarak fidanımızı bu hereğe bağlamalıyız.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Yukarıda ana gruplar olarak açıkladığımız erik ağaçlarının iklim istekleri birbirinden farklıdır: Canerikleri kışı soğuk ya da sıcak ılıman; Japon erikleri kışı soğuk geçmeyen ılıman ya da sıcak ılıman ve Avrupa erikleri kışı daha soğuk geçen yerlerde yetişirler.

Erik ağaçları, kışın +7.2 derecenin altında belli soğuklama dönemini yaşamaya gereksinir. Bu soğuklama süresi, caneriğinde 450-500 saat; Japon eriğinde 600 saat ve Avrupa eriğinde 1.000 saatin üzerindedir. Erik ağacının çiçekleri ve genç meyveleri, ilkbaharda geç yaşanan dona karşı duyarlıdır. Çiçekler -2 ve genç meyveler -1 dereceye kadar dayanabilirler.

Toprak isteği: Erik ağaçlan, toprak bakımından orta seçicilikte olan bitkilerden sayılır. Canerikleri çeşitli toprak tiplerine uyum sağlayabildiğinden fakir, kuru ve kireçli toprakların değerlendirilmesine yarar; nemli topraklarda iyi sonuç verir. Japon erikleri humuslu, besin maddesi yönünden zengin, nemli ve sıcak toprakları sever. Avrupa erikleri killi, nemli ve ağır topraklarda daha iyi sonuç verir. Erik ağaçları için toprağın pH'ı 6,5 olmalıdır.

Toprak işleme: Yağışları bol olan yörelerde erik ağaçlarının altında ve çevresinde biten yabani otlar bırakılır; ama, bunlar sık sık biçilerek boyları kısaltılır. Yağışı az olan yörelerde yabani otlar çapalanarak temizlenir. Ancak, erik ağaçlarının kökleri yüzeysel olduğundan toprağı derin kazılmamalıdır.

Sulama: Yıllık yağış miktarı 750 mm'yi geçen bölgelerde erik ağaçları sulanmadan yetiştirilebilir. Bu miktardan daha az yağış alan yörelerde erik ağaçlarının bolca sulanması gerekir. Çünkü, az önce denildiği gibi bu ağaçların kökü yüzeyseldir. Az yağışlı ve sıcak bölgelerimizde erik ağaçlarının 8-12 günde bir bolca sulanması yararlı olur.

Gübreleme: Erik ağaçlarına verilecek gübrenin cinsi ve miktarı, topraktaki besin maddesinin durumuna, toprağın tipine, ağaçların türüne, yaşına, gelişme durumuna ve alınan ürün miktarına göre değişir. Ağaçlara verilecek gübrenin, yapılacak toprak ve yaprak analizleri sonuçlarına göre saptanması doğru olur.

Budama: Erik ağaçlarına, düzenli olarak şekil ve ürün budamaları uygulanmalıdır. Bu işlemlerin erik ağaçlarını iyi tanıyan kişiler tarafından yapılması doğru bir yoldur.

Meyve seyreltme: Erik çeşitlerinde meyve tutumu genellikle istenenden çok gerçekleşir. Böyle durumlarda meyvelerin elle ya da büyük bahçelerde kimyasal yöntemlerle seyreltilmesi gerekir. Caneriklerinde olgunlaşan meyveler ara ara toplandığından, bu işlem seyreltme yerine geçer. Erik ağaçlarında kimyasal ilaçlarla seyreltme işlemi çoğu kez başarılı sonuç vermemektedir.

Hasat (Derim): Erik meyvelerinin hasadı için en uygun zaman, meyvelerin ağaçta tam iriliğini, rengini ve tadını aldıkları, etlerinin gevrekleştiği dönemdir. Hasada, geciktirilmeden bu dönemde başlanır. Uzak yerlere gönderilecek erikler için hasada biraz erken başlanmalıdır.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Erik ağaçlarına dadanacak zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun ilaçlar kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

Böbrek Ve İdrar Yolları Taşları « Böbrekler ve İdrar Yolları

Böbrek taşları nasıl meydana gelir?
Bunlar kalsiyum, fosfat, amonyum gibi inorganik tuzların bir bil simidir. İçinde ürik asit veya amino asitlerin bulunduğu organ karışımlardan da meydana gelebilir.

Böbrek taşlarının meydana gelmelerinin sebepleri nelerdir?
Bazı hallerde esas nedenler bilinmektedir. Mesela, gut hastalığı da böbrek ifrazatında yüksek bir kan-ürik asit konsantrasyonu  ayrıca yüksek ürik asit konsantrasyonu bulunmaktadır. Bunlar ürik asit türü taşlarının meydana gelmesine yol açmaktadır. Yine bunun benzeri olarak, kalsiyum metabolizma bozukluklarında, idrar ve böbreklerde kalsiyum türü taşlar meydana gelmektedir. Ancak, vakaların çoğunluğunda bunun asıl mekanizması bilinmemektedir. Bununla beraber taşların meydana gelmelerinin çeşitli nedenleri vardır:
a.  Düzensiz gıda alımı.
b.  İdrarda kimyasal dengesizlikler (bunların nedeni bilinmemektedir).
c.  İç salgı bezlerinin düzensiz işlemesi, özellikle boyundaki para-tiroid bezleri.
d.  Vitamin eksiklikleri.
e.  Böbrekte iltihap.
f.   İdrar yolunun bir veya birkaç tarafında yetersiz drenaj kudreti.

Böbrek taşları erkek ve kadınlar arasında aynı oranda mı olur?
Hayır. Erkeklerde olma oranı biraz daha fazladır.

Böbrek taşları herhangi bir yaşta mı meydana gelebilir?
Evet. Bunlar çoğunlukla kırk, elli ve altmış yaşlarında olanlarda rastlanmaktadır. Çocuklarda böbrek taşlarına çok az rastlanır.

Böbrek taşları ne gibi belirtiler gösterir?
Bazı hallerde taşlar hareketsizdir ve belirti göstermezler. Bu tür taşlar ancak kazara meydana çıkabilir. Genellikle taşlar idrarda sancı durumu, cerahat hücreleri, kan, belirtileri gösterir ve çok kez de böbrek fonksiyonunda arıza yaparlar.

Böbrek taşları tek mi veya birden fazla mı olur?
Genellikle tek olur. Ancak birden fazla da olabilirler. Birden fazla oldukları hallerde iki böbrekte de bulunabilirler.

Böbrek taşlarının büyüklüğünde büyük farklar olabilir mi?
Evet. Bunlar kum tanesi boyunda mikroskobik taşlardan mercan veya geyik boynuzu biçiminde böbreğin biçimini almış olan çok büyük taşlar olabilir.

Bütün böbrek taşlarının cerrahi müdahale ile alınması gerekli midir?
Hayır. Bunların birçoğu kendiliklerinden kaybolur. Bunların bazıları hareketsizdir ve sancıya neden olmazlar, enfeksiyon yapmazlar ve böbrek fonksiyonlarını bozmazlar. Bu gibi taşlar kendi hallerinde bırakılmalıdır. Ameliyatla alınması gereken taşlar geçit vermeyecek ölçüde büyük olanlar, tıkama ve enfeksiyonlara, devamlı sancıya ve periyodik şiddetli sancıya neden olanlar, böbrek fonksiyonunu artıcı surette zedelemekte olanlardır.

Böbrek taşlarını dağıtabilecek ilaçlar var mıdır?
Hayır. Bununla beraber az fosforlu diyet, kalevi (alkalik) diyet gibi rejimlerle taşın büyümesi bazen önlenebilinmekte veya yeni taşların meydana gelmesine imkan verilmemektedir. Aynı görevi yapan bazı ilaçlarda vardır: (Basalgel, asitli tuzlar, alkalik tuzlar).

Taşları dağıtabilecek solüsyonlar var mıdır?
Taşları ufaltabilecek solüsyonlar vardır ve bunlar bazı hallerde taşları dağıtmaya bile yararlı olmaktadır. Fakat bu solüsyonların yararlı olabilmesi için taşlarla yeterli bir süre direkt temasta kalmaları gerekmektedir.
Bu demektir ki, eğer taş böbrek içerisindeyse, bu böbreğe bir sonra indirilmeli ve birkaç gün süreyle orada bırakılmalıdır. Bu metot her zaman kullanılamaz ve belli bir tedavi metodu olarak kabul edilemez.  Üstelik, bu metodun hatalı  kullanılması yüzünden ölümle sonuçlanan vakalara rastlanmıştır.

Böbrek taşları kendiliklerinden dağıldıktan veya cerrahi müdahale ile çıkarıldıktan sonra tekerrür eder mi?
Evet. Ancak rejime riayet edilmesiyle, fazla sıvı ve bazı ilaçların alınmasıyla, idrar yolunda enfeksiyon ve tıkanmalara meydan vermemekle, bunların yenilenmesinin önlenmesine yardımcı olunur. Bütün bu tedbirlere rağmen, bazı hallerde taşlar az bir oranda bile olsa yeniden tekerrür edebilir.

İdrar yolundaki taşlar nedir?
İdrar yolu (ureter), böbreği sidik torbası ile bağlayan boru biçimindeki bir yapıdır. Taşlar nadiren ilk olarak idrar yolunda teşekkül ederler ve genellikle böbrekte teşekkül eden taşlar oradan geçerken saplanıp kalırlar. Orada teşhis edildikleri zaman bunlara mesane yolları taşları adı verilmektedir.

İdrar yolundaki taşlarda ne gibi belirtilere rastlanılır?
Başlıca belirti kolik tipi şiddetli bir sancıdır. Bu sancı o kadar şiddetli olabilir ki en kuvvetli narkotik ilaç bile tesirsiz kalabilir. Eğer taş böbrekten idrar akımını engellerse hastanın ateşi yükselebilir. Eğer gelen idrar enfekte olmuşsa ateş çok yükselebilir ve üşümeden ileri gelen ciddi titremeler de olabilir. Baş dönmesi, kusma ve kabızlık da yaygın belirtilerdir. Devamlı idrar ve idrar etmekte güçlüğe de rastlanmaktadır. Vakaların çoğunluğunda idrarda kan görülür.

İdrar yolundaki taşların tedavisi nasıl yapılır?
İlk önce, sancı kontrol altına alınmalıdır. Ondan sonra, eğer enfeksiyon varsa, antibiyotik veya sulfamitli ilaçlar ile tedaviye girişilmelidir. Eğer sancı ve enfeksiyon bu yollarla kontrol altına alınamamışsa c zaman böbreklerin drenaj usulüyle temizlenmesi gerekecektir. Bu ameliye taşın etrafından bir sistoskop içerisinden bir sondanın geçirilmesiyle yapılmaktadır. Eğer sonra taşın etrafından yerleştirilemezse o zaman cerrahi müdahale gerekir.

İdrar yolunda taş bulunduğu zamanlarda cerrahi müdahale her zaman gerekir mi?
Hayır. Bu gibi taşlar genellikle kendiliklerinden kaybolur. Eğer araya bir enfeksiyon girmediği takdirde, sancı yenilenmezse ve idrar akışı engellenmemişse, o zaman taşın kendiliğinden kaybolmasının beklenmesi tavsiye edilir. Bu durum birkaç gün veya birkaç hafta içerisinde meydana gelebilir.

İdrar yolunda taş bulunduğu hallerde ne zamanlar cerrahi müdahale gerekmektedir?
a.  Taş kendiliğinden geçemeyecek kadar büyükse.
b.  İdrar akımı uzun zaman engellenmişse.
c.  Şiddetli sancılar sık sık tekrarlanmaktaysa.
d.  Enfeksiyon inatçıysa.
e.  Böbreklerin çalışması bozulmuşsa.

Taş, sistoskop içerisinden geçirilen bir aletle kavranılabilinir mi?
Evet. Taş kavrayıcı aygıtlar vardır ve bunlarla bazı hallerde taş idrar yolundan geçirilebilinir. Bütün bu metotlar başarısız olursa o zaman cerrahi müdahale gerekir.

İdrar yolundan bir taşın ameliyatla çıkarılması ciddi bir cerrahi müdahale sayılır mı?
Ciddi bir müdahale olmakla beraber ölüm tehlikesi yok denebilecek derecede azdır.

İdrar yolundan  taş çıkarılması için yapılan bir ameliyattan   sonra hastanın ne kadar süre hastanede kalması gereklidir?
On ila on iki gün.

İdrar yolundan ameliyatla taş çıkartılan bir hasta ameliyat sonrası normal bir hayat sürdürebilecek midir?
Evet.

Böbrek taşından bir kez mustarip olan bir hasta periyodik olarak doktoru tarafından muayene edilmeli midir?
Evet. Üstelik taşın yenilenmesine engel olabilmek için yukarıda gösterilen ön tedbirleri alması da gerekecektir.

Mandalina « Besinler ve Özellikleri

Erkenci türleriyle sonbaharın başlarında piyasaya çıkan ve kış ortasında son turfandaları yenilen mis kokulu, hoş tatlı mandalina meyvesini veren Mandalina ağacı, Turunçgiller'dendir (Narenciyeler). Anayurdu büyük olasılıkla Çin ya da Laos olan mandalina ağacı, ülkemizde başta Akdeniz ve Ege bölgelerinin kıyı şeridi olmak üzere Karadeniz ve Marmara bölgelerinin bazı kesimlerinde yetiştirilmektedir.

5-8 m'ye kadar boylanabilen bu hepyeşil ağacın, toprakta derine uzayan sağlam bir kök yapısı, ince ama dikine boylanan bir gövdesi vardır. Düzgün yapılı dallarında koyu yeşil renkli, portakalınkinden küçük ve sivri, üzeri parlak ve düz olan yaprakları yer alır. ilkbaharda ağacın biryıllık sürgünlerinin ucunda ya da yaprak koltuklarında açan çiçekleri beyaz renkli ve çok hoş kokuludur. Bu çiçekler, mandalin türlerine göre sonbahar başı, ortası ve sonunda olgunlaşıp mandalina meyvesine dönüşür.

Genelde portakaldan küçük olan bu meyveler, üstten ve alttan basık yuvarlak biçimli, turuncu renkli kabuğu gevşek, bol kokulu ve sulu eti hoş tatlı olur. Yurdumuzda yetiştirilen önemli çeşitleri içinde soğuğa en dayanıklı olan ve erken olgunlaşanı satsuma (Rize) mandalinasıdır.

Satsumadan sonra olgunlaşan klemantin çeşidi, ince kabuklu, az çekirdekli, güzel kokulu, bol sulu ve az çekirdekli olur. Yerli (Bodrum) mandalinaları ise geç olgunlaşır ve bol çekirdekli olur. Bunlardan başka, daha az oranda üretilen mandalina türleri de vardır. Mandalina meyvesi genelde taze olarak yenildiği gibi, reçeli, marmeladı, meyve suyu ve şerbeti yapılarak da tüketilir. Kabuğundan esansı çıkarılır.

BESİN DEĞERLERİ

100 gr. taze mandalinanın içerdiği besin değerleri şunlardır: 46 kalori; 0,8 gr. protein; 11.6 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0,5 gr. lif; 18 mgr. fosfor; 49 mgr. kalsiyum; 0,4 mgr. demir; 2 mgr. sodyum; 126 mgr. potasyum: 7,8 mgr. magnezyum; 420 IU A vitamini: 0,06 mgr. B1 vitamini; 0,2 mgr. B2 vitamini; 0,1 mgr. B3 vitamini; 0,067 mgr. B6 vitamini; 7,4 mcgr. folik asit ve 31 mgr. C vitamini.

SAĞLIĞIMIZA YARARLARI

Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;

o Mandalina, içerdiği zengin ve doğal C vitaminiyle, bedenimizin hastalıklara karşı direnme gücünü artırır.

o Yüksek orandaki potasyum içeriğiyle yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olur.

o İçerdiği antioksidan maddelerle bedenin kansere yakalanma rizikosunu azaltır.

o Kalp hastalıklarına karşı şaşırtıcı bir ilaç olma özelliği taşır: Çünkü kötü kolesterol düzeyini düşürür. Kılcal damarlardaki kan dolaşımını hızlandırır. Damar hastalıklarına karşı bedeni korur.

Sağlığa yararlı bütün bu önemli etkilerinden yararlanmak için mandalinanın taze olarak istendiği kadar yenilmesi öğütlenir.

AĞACININ ÜRETİLMESİ

Mandalina ağacı, turunç ağacı anaçlarına aşılanma yöntemiyle üretilir. Çokyıllık ve değerli bir ağaç olan mandalinayı bahçemizde yetiştirmek istiyorsak, bizim için doğru olan, karşımıza çıkan ilk üreticiden olur olmaz mandalina fidanlarını almamaktır. Bunun yerine, inanılır ve güvenilir fidan üreticilerinden, çeşidi belli ve sağlıklı fidanları almak yerinde olur.

Alacağımız bu mandalina fidanlarını soğuklardan korumak üzere ilkbaharda, toprak sıcaklığı 13 dereceye ulaştığında bahçemizde açacağımız 25-30 cm. çap ve derinlikteki çukurlara, klemantinleri 6 m., satsumaları 5 m. ve yerli mandalinaları 7 m. aralıklarla dikmemiz gerekir.

AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ

İklim isteği: Tüm turunçgiller gibi, mandalina ağaçlarının da en önemli isteği sıcak bir ortamda yetiştirilmektir. Bu ağacın yetiştiriciliğinin yapıldığı yerde sıcaklıklar -3, -4 derecenin altına düşmemelidir. -9, -10 derecenin altına düşen sıcaklıklarda mandalina ağaçları donup ölebilir. Dayanamayacağı en yüksek sıcaklıklar ise, 45 derece ve üzeridir.

Mandalina ağaçlarının gelişmesi 12, 13 derece sıcaklıkta başlar; 25-31 dereceler, gelişmenin en hızlı olduğu sıcaklıktır ve 37-39 derecelerde ağaçların gelişmesi durur. Meyve bağlamaları için en uygun sıcaklık 21 derecedir. Soğuk ve sıcak olarak sert esen rüzgârlar mandalina ağaçlarını kötü yönde etkilediğinden, bulundukları yerde hâkim esen rüzgârlara karşı rüzgârkıranlar kurulmalıdır. Ayrıca mandalina ağaçlarının meyve dökümü ve meyvelerinin niteliği, havanın nem oranından etkilenir. Düşük nem oranlı hava, ağacın gelişimini ve meyve verimini kötü yönde etkilemektedir.

Toprak isteği: Tüm turunçgiller gibi, mandalina ağaçları da en iyi, bol humuslu, derin, süzek (suyu iyi akıntılı), kumlu-tınlı, tınlı ya da killi-tınlı topraklarda yetişir. İyice derine inen köklerinin oksijen gereksinimi fazla olduğundan, mandalina ağacı kesinlikle ağır topraklarda yetiştirilmemelidir. Taban suyunun da genelde toprak yüzeyinden 1,5 m. kadar altta olması istenir. Aksi takdirde toprakta iyi bir drenaj yapılması gerekir. Toprağın kireç oranına karşı da duyarlı olan mandalina ağaçları için en uygun toprakların pH'ı 5,5-6 olmalıdır.

Toprak işleme: Tüm turunçgiller gibi, mandalina ağaçlarının da çok derinlere inen kökleri vardır. Ama, köklerinin %90'ı, 0-90 cm. derinlikteki yüzlek topraklardadır. Bu nedenle toprak işlemesi 10 cm. derinliğe kadar yapılmalı ve ağacın köklerine zarar verilmemelidir. Bahçemizin, yılda 4 kez, ilkbahar ve yaz mevsimlerinde 15-20 gün aralarla çapalanması yeterli ve yararlı olacaktır. Yabani ot temizliği, böyle çapalamalarla olabileceği gibi, herbisit (ot öldürücü) ilaçlarla da yapılabilir.

Sulama: Tüm turunçgiller gibi mandalina ağaçlarının yıllık su gereksinimi de toprak tipi, iklim ve ağacın gelişimine bağlı olarak 800-1.200 mm. arasında değişir. Sulama dönemi olan nisan ayının ortasından ekim ortalarına kadarki 7 aylık sürede, havaların kurak ve sıcak olduğu zamanlarda, ağaçlara 600-700 mm. kadar su verilmesi gerekir.

Sulama yetersiz kalırsa ağaç köklerini yayar, gelişimi yavaşlar, ürün verimi ve niteliği düşer. Aşırı sulamada ağaçların kökleri havasız kalacağından, kök çürüklüğü hastalığı başlar. Yine ağaçların meyve verimi ve niteliği düşer. Mandalina ağacının sulama zamanının gelip gelmediği, en kolay şekilde şöyle anlaşılır: Ağacın yaprakları akşam saatlerinde güneş batmadan önce solgunluk gösteriyor ve gece canlanıyorsa, ağacın sulama zamanı gelmiş demektir. Öğle zamanı gelen geçici yaprak solgunluğuna aldanılmamalıdır.

Gübreleme: Tüm turunçgiller gibi, hep yeşil yapraklı mandalina ağacı da topraktan çok fazla besin maddesi kaldırdığından gübreye gereksinimi de çoktur. Ağaçlara, bulunduğu ortam, yaş ve gelişmelerine uygun ve dengeli gübreleme yapmak için bütün bu faktörlerin ortak etkisini ortaya koyan yaprak ve toprak analizleri uygulanmalı; buna göre verilecek azotlu, fosfatlı ve potaslı kompoze fenni gübre miktarları saptanmalıdır. Ayrıca eksikliği duyuluyorsa magnezyum, demir, mangan ve çinko da verilir. Mandalina ağaçlarına bu mineral gübrelerden başka, 2-3 yılda bir, iyi yanmış çiftlik gübresi verilmesi de yararlı olur.

Budama: Tüm turunçgiller gibi, mandalina ağaçlarına da şekil ve ürün budamaları uygulanır ve genellikle ağaçlara kâse şekli verilir. Şekil budamasına, ağaçların ürün vermesiyle başlanır. Turunçgillerin budanması ustalık isteyen bir iştir. Budamanın, ağaçları iyi tanıyan kişiler tarafından yapılması olumlu sonuçlar verir. Mandalina ağaçlarında kurumuş, ezilmiş, kırılmış, hastalanmış, yaralanmış, berelenmiş ve yaşlanmış dallar kesilip çıkarılmalıdır. Ayrıca obur dalların kesilip ayıklanması da gerekir.

Hasat (Derim): Mandalina hasadına, meyve çeşitlerinin olgunlaşma dönemine ve meyvelerin olgunluğuna bakılarak sonbaharın çeşitli zamanlarında başlanır. Meyveler ya elle tutulup sapı döndürülür ve bükülerek koparılır ya da daha iyisi keskin makasla kesilerek hasat edilir. Hasat sırasında kesinlikle ağaçların dalları kırılmamalı, meyve toplama işi açık, kuru, güneşli ve ılık havada yapılmalıdır. Meyve üzerlerinde çiy ve kırağı varsa bunların kuruması beklenmelidir.

Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Mandalina ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, en yakın yetkili kuruma danışılarak alınacak uygun tarım koruma ilaçları kullanılmak suretiyle zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.

oyun