Kemik Erimesi « Hastalıklar
Osteoporoz diye adlandırılan kemik erimesi, dünyanın her yerinde milyonlarca yaşlı insanı yataklara, tekerlekli sandalyelere bağlıyor. Ancak, bir hormonun, kemikleri canlı tutmasının sırlarını keşfeden bir grup araştırmacı, soruna çare bulduklarını düşünüyorlar.
Araştırmacılar, paratiroid hormonu (PTH) denilen ve kanda kalsiyum miktarını kontrol eden bir maddeyle sürekli aşılanan hayvanların, daha iri kemikli duruma geldiklerini son 50 yıldır bilmekteydiler. Ancak bu hormonun, hangi mekanizmayla etki yaptığını bilmediklerinden osteoporoz tedavisi için başka yöntemlere ve genellikle kemik yitimini yavaşlatan hormonlar ve ilaçlara başvuruyorlardı. Bunlardan bazılarının kemik yoğunluğunu bile yükseltmelerine karşın, yaşlılarda bazen ölümle bile sonuçlanan kemik kırıklarının tedavisinde aciz kalıyorlardı.
ABD'nin Little Rock Kenti'ndeki Arkansas Tıp Bilimleri Üniversitesi'nde bir grup araştırmacı ise, PTH'nin yeni kemik yapma becerisinin sırrını ortaya çıkarmış bulunuyorlar.
Araştırmacılara göre PTH, "osteoblast" denilen ve yeni kemik dokusu oluşturan uzmanlaşmış hücrelerin intiharını önlüyor. "Apoptoz" denilen programlanmış ölüm, hücrelerin çoğalmasını normal bir düzeyde tutuyor.
Araştırmacılar, her gün düzenli olarak insan PTH'si aşılanan farelerde hücre intiharının 10 kat azaldığını gözlemişler. Bunun pratik anlamı da, daha fazla "işgücü" ve bu sayede de daha sağlıklı kemik dokuları.
Üniversite'nin osteoporoz bölümü başkanı Profesör Stavros Managolas, "eskiden kemik kaybını önlemekten sözederdik; şimdiyse yaptığımız kemik kütlesini arttırmak" diyor. "Anlayacağınız, artık ilk kez, süreci tersine çevirmekten, yani tedaviden sözedebiliriz."
Managolas ve ekip arkadaşı Robert Jilka, insan osteoblastlarının da intihar için programlandıklarını kaydederek, gerek PTH'nin, gerekse inceledikleri başka bazı maddelerin hücrelerin daha uzun süre çalışmalarını sağlayarak, insan kemiklerini güçlendireceği konusunda güvenliler.
Kordon Sarkması « Gebelik ve Doğum
Kordon sarkması ne demektir?
Bu durumda göbek kordonu ilk doğacak kısmın (baş ve kıç) in altına düşmekte olup serviksten dölyoluna girmektedir. Bu kısmi bir sarkma ise kordon başın yanında yatık şekilde olur veya tam bir sarkma halinde kordon serviksten kurtularak dölyoluna girer.
Kordon sarkması oranı nedir?
Yaklaşık iki yüz doğum vakasının bir tanesinde bu durum görülür.
En çok hangi hallerde kordon sarkmasına rastlanmaktadır?
Bebeğin anormal bir pozisyonda bulunmasından dolayı zarların kopmuş olması hallerinde.
Kordon sarkması bebek için tehlikeli olabilir mi?
Evet. Çünkü kordon içerisinden akım anne ve bebeğin kemikli yerlerinin yaptığı baskılarla kısmen engellenmiş olur. Bu akımın engellenmesi bebeğin ölümüne yol açabilir.
Kordon sarkması teşhisi nasıl yapılmaktadır?
a. Bebeğin zor durumda olmasının tespitiyle; örneğin kalp atışının düzensiz olması veya bağırsaklardaki maddelerin annenin rahminde rastlanmasıyla.
b. Rahimde bir kordon görülmesi veya rahimden bir kordonun dışarı çıkmasıyla.
Kordon sarkmasının tedavisi nasıl yapılır?
Bu doğum halinin hangi safhada bulunduğuna ve doğumun ne kadar yakın olduğuna bağlıdır. Bir anne üçüncü veya dördüncü bebeğini doğurmak üzere ise ve serviks yaklaşık tamamen açılmışsa, doğum muhakkak olacağından sarkık kordon daha kolayca tedavi edilebilir. Hasta, pelvis ve ayaklar baştan daha yüksek olacağı bir pozisyona getirilir. Böylece doğacak olan ceninin kordon üzerindeki baskısı azalmış olur. Hastaya doğum olana kadar oksijen verilir.
Doğumun zamanında olamayacağı görülürse, o zaman bebeğin hala yaşadığı ve iyi bir durumda olduğu bilinirse sezaryen ameliyatına başvurulur.
Kordon sarkması önceden bilinebilir veya önlenebilinir mi?
Hayır.
Horlama « Hastalıklar
Erişkin insanların yaklaşık %20-25'inde horlama vardır. Horlama, erkeklerde ve şişman kişilerde daha sık olmakla birlikte, her insanda görülebilir ve zamanla şiddeti artar.
Üst solunum yolundaki yumuşak dokular (yumuşak damak, küçük dil ve bademcikler) uyku sırasında gevşer. Bunun sonucunda, hava yolunda kısmi bir daralma meydana gelir ve bu dokuların titreşimiyle horlama denilen ses ortaya çıkar.
Daralmanın şiddetine göre, horlamada çıkan sesin yüksekliği de değişir. Horlama, uyku düzenini etkiler ve horlayan kişinin yeterli oksijen almasına engel olabilir. Bunun sonucunda, horlayan kişide gündüz saatlerinde uyuklama, halsizlik, konsantrasyon bozukluğu şikayetleri ortaya çıkabilir.
Yıllar boyu süren horlama, tansiyon yüksekliği, kalp hastalığı ve felç gibi hayati tehlikesi olan ciddi hastalıklara yol açabilir. Horlama, "obstrüktif uyku apnesi" adı verilen ve uykuda solunumun zaman zaman durması ile kendini gösteren ciddi bir hastalığın belirtisi olabilir.
Horlayan kişilerin yaklaşık 1/3'ünde bu ciddi sorunun varolduğu bilinmektedir ve bunun teşhisi ancak bir uyku laboratuvarında gerekli incelemelerin yapılması ile mümkündür.
Tedavisi
Kilo fazlalığının, horlamanın en önemli nedenlerinden biri olduğu bilinmektedir. Kilo fazlası olup zayıflayan hastaların %80'inde horlamanın önemli derecede azaldığı veya tamamen ortadan kalktığı görülmüştür. Kilo verme, özel şekilli yastıklar, ağız veya buruna yerleştirilen bazı cihazların kullanılması, uyku ilaçları, sakinleştirici ilaçlar ve alkol kullanımından kaçınma gibi yöntemler, horlamanın kontrolunda yararlı olabilir. Ancak bunların hepsi, yaşam koşullarında önemli değişiklikler yapılmasını ve bunun sürekli olmasını gerektirir.
Günümüzde, horlamayı ortadan kaldıracak etkili bir yöntem vardır. "Laser uvulo-palatoplasti (LAUP)" adı verilen bu cerrahi yöntemle, yumuşak damaktaki dokular yeniden şekillendirilmekte ve horlama önlenebilmektedir. Bu ameliyatın başarı oranı %85-90 arasındadır.
Ameliyatta, lazer ışını ile yumuşak damaktaki dokular, dikkatle küçültülmekte ve zamanla dokuların iyileşip gerginleşmesiyle uyku sırasındaki titreşimleri, yani horlama ortadan kalkmaktadır. Ameliyatta lazer ışınının kullanılmasının nedeni, lazerin yumuşak dokuları kanamaya neden olmadan kesme yeteneğinin bulunmasıdır. Ameliyat yaklaşık yarım saat sürmekte ve boğazı uyuşturacak şekilde lokal anestezi ile yapılmaktadır.
Pek çok hastada bir kez tedavi ile istenen sonuç alınmaktadır; ancak, bazı hastalarda ameliyatın en erken 4 hafta aralıkla olmak üzere tekrarlanmasına ihtiyaç duyulabilir. Bazı hastalarda horlama tamamen ortadan kalkmasa bile, şiddeti azalmaktadır.
LAUP ameliyatını takip eden birkaç gün ile iki hafta arasında boğaz ağrısı hissedilmekte ve ağrı kesici ilaçlarla kontrol altına alınmaktadır. Hastaların çoğu, birkaç gün içinde normal hayatlarına dönmekte ve çalışmaya başlayabilir hale gelmekte, sadece ağır kaldırma gibi zorlayıcı bedensel faaliyetlerden kaçınmaları istenmektedir.
Ameliyatın etkilerinin görülme zamanı kişiden kişiye değişmektedir. Bazı hastalarda sonuç hemen alınmakta, ameliyatın yapıldığı gün horlama kesilmektedir. Diğer hastalarda, ameliyatın sonucu bir aya kadar ortaya çıkmakta ve kesinleşmektedir.
LAUP için uygun bir aday olup olmadığınızı anlamanız için öncelikle muayene olmanız gerekir. Doktorunuz horlamanız, burun tıkanıklığı ve genel sağlık durumunuz ile ilgili bilgilere ihtiyaç duyacaktır. Daha sonra baş ve boyun bölgesine ağırlık verilen muayeneniz yapılacaktır. Bundan sonra muhtemelen, "obstrüktif uyku apnesi" bulunup bulunmadığını araştırmak üzere uyku laboratuvarında bir uyku çalışması yaptırmanız istenecektir.
Uyku çalışması, uyku laboratuvarında bir gece geçirmenizi ve bu sırada beyin dalgaları, kalp atımları, kandaki oksijen miktarı, solunum düzeni gibi verilerin kaydedilmesini gerektirmektedir. Bu uyku çalışmasını takiben, doktorunuz LAUP da dahil olmak üzere olası tedavi seçeneklerini belirleyecektir.
oyun