Vişne « Besinler ve Özellikleri
Vişne adlı kirazdan ekşi meyvelerini yaz ortalarında veren Vişne ağaçları, Gülgiller'dendir. Anayurdu Anadolu ve Balkanlar olan vişne ağaçları, 5-7 m. kadar boylanabilir; 4 yaşındayken meyve vermeye başlar ve 40-50 yıl yaşar.
Vişne ağacı, yuvarlak taçlı ve kiraza göre daha çalımsı görünüşlüdür. Gövdesi kırmızımtırak gri benekli, donuk ya da parlak renklidir. Dalları kirazınkinden ince ve yay gibi olup sarkıktır. Yaprakları da kirazınkinden daha küçük, ayası düz, parlak yeşil renkli ve tüysüzdür. İlkbaharda erken açan çiçekleri beyaz renklidir. Bir salkımında birden fazla ve altıya kadar değişen sayıda çiçek açar. Temmuz ayı ortalarında olgunlaşmaya başlayan meyveleri, kirazdan biraz basıkçadır. Olgun vişneler, bol sulu ve siyaha yakın kırmızı renklidir.
Ülkemizde iki önemli vişne ağacı türü yetiştirilmektedir. Bunlardan meyvesi her tür kullanıma elverişli olan Kütahya vişnesi, uzun saplı, iri boyda, ucu hafif sivrice, koyu kırmızı ince kabuklu, çok sulu, ekşi ve kırmızı etli meyveler verir. Macar vişnesi ise, kısa saplı, ince, koyu kırmızı renkli kalınca kabuklu, ekşi ve kırmızı etli meyve vermektedir. Her iki türün ağaçları da, temmuz ayından başlayarak bol ürün verir.
Vişne meyvesi, sofralıktan çok meyve suyu, şurubu, reçeli, marmeladı, kompostosu, likörü ile diğer bazı içkileri, pasta ve tatlıları yapılarak tüketilir. Ayrıca kurutularak da yenir.
BESİN DEĞERLERİ
Vişnenin besin değerleri kirazınkine benzer. Ancak şeker oranı daha düşük olduğundan, vişnenin tadı ekşi ya da mayhoş olur. Aynı nedenle kalorisi de kirazınkinden düşüktür.
Ortalama 100 gr. taze vişnede, 58 kalori ile 14,3 gr. karbonhidrat vardır. Oysa, vişnenin A vitamini yüksek olup 1.000 lU'ya kadar varır. Vişnenin diğer besin değerleri kirazınkine çok yakındır.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Bedenimize yararlı besin değerlerinin yanı sıra;
o Vişne meyvesinin taze ya da kurutulmuş saplan, aynen kiraz sapları gibi sağlığımıza yararlı etkiler yapar.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Vişne ağacı, tohumunun (çekirdeğinin) toprağa ekilip çöğürlerinin elde edilmesiyle ya da ağacın köklerinden toprakta süren filizlerinin köküyle birlikte çıkarılıp başka yere şaşırtılması ve sonra bunların büyüdüklerinde aşılanmasıyla çoğaltılabilir. Ancak bu yolla, ağacın meyve vermesi gecikir.
Daha iyisi gene Gülgiller'den yabani kiraz ya da idris (mahlep) fidanlarının yetiştirilmesi, bunların daha sonra istenen vişne türüyle aşılanmasıyla elde edilen ağaçlardır. Böylece profesyonel üreticiler tarafından üretilen, türü belli ve sağlıklı yetişkin fidanları alıp bahçemize dikmemiz bize yıllar kazandırır.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Vişne, serin ve ılık iklimlerin ağacıdır. Sıcaklara, soğuğa, kırağıya ve hava değişikliklerine, kiraza göre daha dayanıklıdır. Ülkemizde Karadeniz, Orta Anadolu bölgeleri ile Ege bölgesinin iç kesimlerinde iyi yetişir. Ege bölgesinin güneyi ve Akdeniz bölgesi vişne yetiştirilmesine uygun değildir. Çünkü vişne ağacı, yılda yaklaşık l.200 saat kadar soğuklama dönemini yaşamak ister.
Toprak isteği: Vişne ağacı toprak bakımından fazla seçici değildir. Süzek (suyu iyi akıntılı) olmak koşuluyla pek çok toprak tipine kolaylıkla uyum sağlar. Ancak, en çok yeğlediği toprak, nötr ya da hafif alkalin nitelikli (pH:7.0) olanlardır. Erken açan çiçeklerinin zarar görmemesi için o dönemde don yaşamayan yerlerde fidanları 4-5 m. aralıkla dikilir.
Sulama: Vişne ağaçları yetiştirilirken bolca sulanır. Daha sonra ağaç haline geldiklerinde ve meyve bağladıklarında, kurak havalarda düzenli olarak sulanmaları gerekir. Susuz bırakılan ağaçlara, birdenbire aşırı miktarda su verilmemelidir. Aksi takdirde ağacın meyvelerinin çatlayıp yarılması durumuyla karşılaşılır.
Gübreleme: Vişne ağaçlarına şubat-mart aylarında yanmış çiftlik gübresi ile daha sonraki dönemde bol azot, fosfor ve potasyum içeren kompoze fenni gübreler verilir.
Budama: Meyve ağaçları arasında vişne ağacı, (kiraz gibi) en az budama isteyen türlerdendir. Yine de ilkbaharda vişne ağaçlarına su yürümeden önce dalları piramit biçimini alacak şekilde budanır. Burada genç sürgünlerin, yaşlı dalların yerini alacak şekilde ağaçta bırakılmasına dikkat edilir. Yaşlanmış ağaçlarda bitkinin ortası artık meyve vermeyeceğinden ana dallarının boyu 1/3'e inecek kadar kısaltılır ve yaşam dolu dalların onların yerine gelişmesi sağlanır. Budama işleminde ağaçtaki kesik yerler bir-iki gün sonra aşı macunuyla örtülür.
Hasat (Derim): Vişne ağaçlarının meyveleri, tam hasat olgunluğuna eriştiğinde toplanarak hasat edilir. Bunun anlamı, meyvelerin normal irilik, renk ile çeşide özgü tat ve aromaya ulaştığı zamandır. Vişne ağaçları genellikle bir defada hasat edilir. Hasat işlemi, sabah ya da akşam serinliğinde yapılır. Hasat elle, meyvenin sapı baş ve işaret parmağı arasında tutulup yukarı itilerek daldan sapın ayrılması şeklinde yapılmalı, bu arada meyveyi taşıyan dalcığın kırılmamasına ve meyvenin örselenmemesine dikkat edilmelidir.
Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Vişne ağacına dadanan hastalık ve zararlılarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım ilaçları kullanılarak düzenli ve eksiksiz mücadele sürdürülmelidir.
Beyin Testleri « Sinir Hastalıkları
Lomber punksiyon nedir ve ne maksatla yapılmaktadır?
Bir beyin-belkemiği sıvısı örneği elde edilmek için yapılmakta olan bir işlem veya testtir. Bu sıvı, beyni ve merkezi sinir sistemini yıkamaktadır. Bu test yoluyla beyin içerisindeki baskıyı direkt olarak ölçme imkanı elde edilmekte ve bu suretle beyin tümörleri gibi hallerde meydana gelen fazla baskılar direkt olarak ölçülebilmektedir. Bu sıvıdaki maddeler merkezi sinir sisteminde bulunabilecek muhtelif hastalıklara göre değişik olmaktadır. Bu teste çok kez gerek duyulmakta, hastanın tedavisini ve teşhisini üzerine alan doktora çok önemli bilgiler temin etmektedir. Böylece, sinir sisteminde meydana gelen enfeksiyonlarda beyin-belkemiği sıvısının incelenmesi çok hallerde enfeksiyon bulunduğunu gösterecek ve enfeksiyonu getirmekte olan organizmin cinsini tayinde yardımcı olacaktır. Bu testin yapılmasına bazı hallerde, tehlikeli veya sakatlığa neden olabileceği düşüncesiyle, birçok aileler karşı koymaktadırlar. Bu doğru bir hareket değildir. Bu işlem ihtisas sahibi bir doktor tarafından yapıldığı zaman çok emniyetli olup hiçbir tehlikesi yoktur. Ancak, kafatası içerisinde fazla bir basınç bulunmaktaysa, özel tedbirlerin alınması gerekli olacaktır.
Pnömoansefalografi nedir?
Radyoaktif bir madde damardan enjekte edildikten sonra yapılan bir testtir. Bu testle beyin taranmakta ve radyoaktif maddenin beyin dokularında nasıl yerleştiği bilinmektedir. Depositoda görülen normal dışı değişiklikler beyinde bir tümör veya kist bulunduğunu belirli bir şekilde gösterecektir.
Aynı zamanda"bilgisayarlı tomografi" olarak adlandırılan"vantikülografi" beyin anormalliklerini göstermekte yararlı mıdır?
Evet, yeni geliştirilmiş oları bu X ışını tekniğiyle bütün beyin bölgesi içerisinde o kadar küçük bölümlerin resimleri alınabilmektedir ki, bunlar bütün ayrıntıları ile incelenebilmektedir. Başka hiçbir teşhis aleti ile görülemeyecek tümör ve kistlerin dış hatları bu işlem sayesinde görülmekte ve incelenebilmektedir.
Elektroansefalografi nedir?
Bu, beyinde normal olarak meydana gelmekte olan, çok az elektrik faaliyetini kaydeden ve beyin hareketlerini aksettiren faaliyetleri kaydeden bir yöntemdir. Bu aktiviteyi büyük ölçüde büyültmekte olan bir sistemle bu hareketler kağıda dalgalar sekilinde kaydolmaktadır. Bundan dolayı bunlara"beyin dalgaları" denmektedir. Normal görüntüler çok karakteristik olup beyindeki hastalıklar bariz değişiklikler arz etmektedir. Tümörler, felçler ve yaralanmalar kendilerine has olan değişiklikler gösterecektir. Ad kolaylığı bakımından bu işleme E.E.G. denmektedir.
Elektroansefalografi beyin hastalıklarını göstermekte yardımcı olan ve doğru bir teşhis metodu mudur?
Evet, ama tek bir test olarak kullanılmamalıdır. Başka teşhis testleri ile birlikte yapılmakta olduğu zaman kıymeti büsbütün artmaktadır.
Arteryografi nedir?
Bu metotta X ışınları geçirmeyen bir madde beyin damarlarına enjekte edilmektedir. Bu genellikle karotis arterlerinden birinden veya başka damarlardan yapılmaktadır. Bu işlem yapılırken röntgen filmleri alınmaktadır; bunlar beyindeki dolaşımı, arter ve damarların durumlarını göstereceklerdir. Anormal damarlar böylece görülebilecektir. Tümörler nedeniyle baskılar veya yer değiştirmeler de bu filmlerde görülebilinir.
Yirmi Yaş Dişleri « Anatomi
İnsan vücudundaki bazı organların günümüzde pek işlevleri olmamasına rağmen insanlık tarihinin başlangıcında önemli roller oynadıkları sanılıyor. Vücudumuz sanki başka şeyler de yapabilmek için yaratılmış gibidir. Örneğin çok ilginç yerlerimizde kıllar vardır, dizlerimiz olması gerekenden çok büyüktür, ayaklarımızda bu kadar parmağa ihtiyaç var mıdır, apandisitimiz vücudumuzda ne arıyor?
Kılların nedeninin ilk insanların duygularını sadece sesle değil hareket ve koku ile de iletmeleri olduğu sanılıyor. Vücudumuzun bazı bölgelerinde bulunan tüy ve kılların ana görevleri koku üretip özellikle erkek ve dişi arasında iletişim kurmaktı. Aynı şekilde apandisitin de başlangıçta ot yiyen atalarımızın otlarını sindirmede kullandıkları, ama zamanla otlanmaktan vazgeçtikleri için körelen bir organ olduğu sanılıyor.
Yabancıların "akıl dişi" de dedikleri yirmi yaş dişleri geç çıktıkları gibi, çoğu kez problem de yaratırlar ve diş hekimlerince derhal çekilmeleri önerilir. Aslında çiğnemede pek fonksiyonu da olmayan bu dişler bize henüz yiyeceği pişirerek yemeyi keşfedemeyen atalarımızın mirasıdır. Onların çiğ yiyecekleri yemek için daha kuvvetli bir çeneye ve dişlere ihtiyaçları vardı.
Zaten diğer bütün dişlerimiz de aynı anda çıkmaz. Önce süt dişleri çıkar. Onlar döküldükten sonra ön dişler ve köpek dişleri çıkar sonra da azı dişleri. Yirmi yaş dişleri bu sırayı biraz gecikerek takip eder. Bütün bu olaylar olurken de çenemiz gelişmeye devam eder, ancak 20 yaşını geçtikten sonra yirmi yaş dişlerine çene kemiğimizde yer açılır.
İnsanlık geliştikçe yirmi yaş dişine de çenemizde o kadar az yer kalıyor, yani insanın evriminde çene gittikçe küçülüyor. Bu nedenle bazı insanlarda bu dişler hiç çıkmadan gömülü olarak kalabiliyor. Yerine tam oturamadığından çürüyebiliyor, iltihap yapabiliyor. Bir fonksiyonu olmadığından da diş hekimleri çekip almayı tercih ediyorlar.
Görevleri sadece çiğnemek olmasına rağmen dişlerimizin içinde sinirler de vardır. Bu sinirler dişlerimizle ilgili acı, ağrı ve ısıyı beynimize iletirler. Yani dişimiz çürürse sinir bir problem olduğu konusunda beynimizi ikaz eder ama nedense bu ikazı diş çürüdükten, iş işten geçtikten sonra yapar, diş hekimleri de o dişi kurtarmak için önce sinirini alırlar.
oyun