Limon « Aromaterapi
Latincesi Citrius Limon olup, subtropikal bölgelerde yetişmektedir. Uçucu yağ taşıyan küçük ağaçlardır. Limonun meyvelerinden gıda olarak yararlanıldığı gibi, meyve kabuklarından, çiçeklerden ve yapraklarından koku ve tat vermek için aromatik yağ olarak kullanılır. Kabuğun alt kısmındaki beyaz kısımdan pektin adı verilen madde elde edilir. Bu madde tıpta ishal kesmek için ve gıda sanayinde reçel, jöle, dondurma yapımında kullanılır.
Herbal Terapi
Dolaşım sisteminde kansızlıkta, zayıf dolaşım bozukluklarında, varislerde, yüksek tansiyonda, damar direncini artırmakta kullanılır. Sindirim sistemi hastalıklarından şeker hastalığında, bulantı ve kusmalarda, karaciğer rahatsızlıklarında, mide ülserinde, idrar yolları hastalıklarından böbrek rahatsızlıklarında ve idrar yolları taşlarında kullanılır. Gözdeki kızarıklıkta, faranjit ve laranjitte, artlarda, baş ağrısında, sinüzitte, kaslarda halsizlikte, eklem ağrılarında, romatizmal hastalıklarda, solunum sistemi hastalıklarından astımda, bronşitte kullanılır.
Aromaterapi
Limon yağı, taze limon kokusunda, vücudun dinçliğini uyaran, kanın durmasını sağlayan, idrara söktürücü, antiseptik ve deodorant olarak kullanılabilme özelliğine sahip bir yağdır. Aromaterapi olarak başın temizlenmesinde, soğuk algınlığında, mental yorgunlukta, vücudumuzda ağrıda, dolaşım sisteminin hızlandırılmasında, el ve ayaklardaki uyuşukluk ve yanmalarında, böcek ısırmalarında kullanılır.
Kozmetikte Kullanım
Ciltteki damar çatlamalarında, ciltteki hafif yanıklarda, ciltte dolaşım bozukluğu sonucu oluşan kızarıklıklarda, yağlı ciltlerde, herpes adını verdiğimiz uçukta, ağızda afta bağlı ülserlerde, cilde yaşlanmaya bağlı buruşukluklarda, selülit tedavisinde etkilidir.
Kullanım Şekli
Aromatik limon yağı, masaj tarzında, banyoda, buğu ve lapa tarzında uygulanmaktadır. Gece üşümelerinde ve dolaşım bozukluklarında banyoya birkaç damla damlatılır. Gribal enfeksiyonlarda, inhalasyon tarzında buğu olarak kaynar suya birkaç damla yeterlidir. Limon esansı yağının deriyi tahriş edici etkisi vardır. Akut güneş yanıklarından hemen sonra kullanılmaz. Serin ve karanlık ortamda saklanmalıdır.
Uygun Karışımları
Lavanta Neroli
Niçin Hıçkırırız? « Genel
Akciğerlerimiz kaburgalarımızın içinde birer torba gibi dururlar. Nefes aldığımızda bu torbalar içerlerine alabildikleri kadar hava alarak şişerler. Göğsümüzü karnımızdan ayıran ve akciğerlerimizin altına bitişik büyük bir kas olan diyafram, büzüşerek ciğerlerimizin genişlemesini sağlar, nefes almamıza yardımcı olur.
Süratli yemek yenildiğinde, yutkunma neticesinde yemek ile birlikte bir miktar da hava alınır. Hıçkırık, yiyeceğin yüzeyine yapışarak sindirim sistemine giren bu havayı atmak için sistemin gösterdiği bir tepkidir. Diyafram süratle büzüşerek, çok ani ve hızlı nefes almamızı sağlar. Bu arada boğazımızın üst tarafında, ses tellerimizin bulunduğu kısımda bir kapanma olur ve buradan geçen hava bir an bloke edilir. Bu da 'hıck' şeklinde bir sesin çıkmasına neden olur.
Midedeki bir olayla diyaframın ilişkisi, bu iki organdaki sinirlerin birbirine çok yakın hatta iç içe geçmiş olmalarındandır. Bu nedenle en çok yemekten sonra hıçkırırız. Sindirim işlemi bittikten sonra hıçkırık olmaz. Hıçkırığı önlemek için çok çeşitli öneriler vardır.
Baş aşağı durmak, yavaş yavaş su içmek, kolları yukarıda tutmak, nefesi tutmak, ileride bir noktaya bakarak derin nefes almak, buzlu su içmek, nefesi tutarak üç kere yutkunmak, nane yutmak, parmağı kulağa bastırarak su içmek ve korkutmak gibi.
Bunlardan korkutarak insanı şok etmek, dolayısıyla sinir sistemini etkilemek, derin nefes alarak diyaframın mideyi itmesini sağlamak ve de kandaki düşük karbondioksit seviyesinin hıçkırığın oluşumunu hızlandırdığı bilindiğinden nefesi tutmak en mantıklı önlemlerdir.
Aslında ise bu önlemlerin hiçbirine gerek yoktur. Hıçkırıklar yaklaşık 5 saniyede bir olur ve genellikle bir dakikadan fazla sürmezler. Siz önlemlerle uğraşırken, o zaten kendi kendine kesilir. Hıçkırığı kesmek için kabul edilen genel görüş hiçbir önlemin hıçkırığı kesmediğidir. Ancak aylarca süren istisnai durumlarda, muhakkak tıbbi müdahale gerekir, hatta bu durumlarda sinirler üzerinde operasyon yapılması bile gündeme gelebilir.
Çok miktarda biber yemek gibi kimyasal yanmaların, enfeksiyonların ve ülser gibi hastalıkların da hıçkırığı meydana getirebilecekleri ileri sürülüyor. Hıçkırık süresince bir şey yememekte ve içmemekte fayda vardır, çünkü bu sırada tekrar fazla hava alınabilir.
Hıçkırığı önlemek için en iyisi yemeği yavaş yiyin, çok miktarda yemeyin, yemek yerken karbonatlı içki içmeyin, yemeğe konsantre olun, çok konuşmayın ve gülmeyin. Yemeğe saygınız ne kadar artarsa, hıçkırık o kadar azalır.
Yağ Kistleri « Deri ve Derialtı Dokuları
Yağ kistleri başka adlarla tanınmakta mıdır?
Evet. Bunlara deri kisti de denmektedir.
Yağ kistleri genellikle vücudun nerelerinde gelişmektedir?
Bu kistler vücudun her tarafında gelişebilmekte iseler de, genellikle kafatasını kaplayan deride, yüzde ve sırtta görülmektedir.
Yağ kistleri sancı yapmazlarsa da alınmaları gerekmekte midir?
Büyüdükleri takdirde evet. Bu kistler uzun süre yerlerinde bırakıldıkları zaman enfekte olma eğilimini göstermektedirler.
Yağ kistleri tehlikeli midir?
Hayır.
Yağ kistleri iltihaplandığı zaman alınabilir mi?
Genellikle hayır. İltihaplanma olduğu halde, cerrahi müdahale ile açılarak drenaj usulüyle boşaltılabilinir. İltihaplanma geçtikten sonra gerekirse kist de alınabilir.
oyun