Belleği Güçlendirme Yolları « Genel
Belleği Zayıflatan Etmenler
Anımsama yeteneği, yaş faktöründen bağımsız olarak, kişiden kişiye büyük farklılık gösterir. Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi Bellek Hastalıkları Kliniği Başkanı Dr. Barry Gordon'a göre anımsama yeteneği sabit değildir; bu yeteneğin tam kapasite ile çalışmasını engelleyen nedenler teşhis edilmelidir. Bu nedenlerin başında yüksek tansiyon, yetersiz uyku, aşırı alkol, tiroid bezlerinin aşırı veya az çalışması, depresyon, endişe ve uyarıcı eksikliği gelir.
Belleği zedeleyen diğer bir etmen de aşırı bilgi yüklemesidir. ''Eskiden düşünmeye zaman ayırabiliyorduk. Şimdi bilgi bombardımanı altındayız''diye konuşan Gordon, ''Bu bilgiler bize faks, telefon, e-mail, kablolu yayınlar ve gazeteler kanalıyla gönderiliyor. Bu bilgilerin bize ulaşma hızı, bizim onları özümseme hızımızdan daha fazla olduğu için pek çoğu kayıtlara geçmeden arada kaynayıp gidiyor''diyor.
Stres de belleği olumsuz yönde etkileyen önemli bir faktördür. Özellikle kronik stres, doğrudan beynin kimyasal yapısını bozar. Koyu bir kahve gibi, stres de kısa vadede beynin enerjisini arttırır; adrenalin salgısını tetikler. Ancak bu ''savaş ya da kaç''mekanizması süreklilik kazanırsa zararlı olmaya başlar.
Stanford Üniversitesi'nden sinirbilimci Robert Sapolsky, 30 dakika boyunca sürekli salgılanan stres hormonlarının, hipokampusa glukoz taşıyan molekülleri nakavt ettiğini söylüyor. Dolayısıyla beyin enerjisinin bir kısmını yitirir. Daha uzun süren stres durumunda, hormonlar akü asitinin yol açtığı tahribat gibi nöronların arasındaki bağlantıyı tahrip ederek, hipokampusun küçülmesine zemin hazırlar.
Rockfeller Üniversitesi'nden sinirbilimci Bruce McEwen, bu konuda şunları söylüyor: ''Kısa süreli stres durumunda bu tahribat düzelebilir. Ancak aylar ve yıllar süren stres, hipokampal nöronları düzelmeyecek şekilde bozar.''
Belleği Güçlendirme Yolları
Öncelikle yeterli uyku ilk koşuldur. İkincisi, stresi kontrol altına almaktır. Beyin, dolaşım sisteminin insafına kaldığı için kalbi yormayan bir yaşam şekli de belleği güçlendirir. 1997 yılında Madrit'te yapılan bir araştırma, yüksek bellek kapasitesi ile sebze, meyve ve lifli gıdalardan oluşan bir beslenme tarzı arasında doğrudan bir ilişki olduğunu ortaya çıkarttı. Bunun yanısıra spor yapmanın da dolaşım sistemini olumlu yönde etkilediği biliniyor.
Bu arada Batı'da moda olan belleği güçlendirme egzersizlerinin ne denli yararlı olduğu tartışma konusu. Uzmanlar, bu egzersizler yardımıyla dikkati yoğunlaştırma tekniklerinin öğretildiğini belirtiyor. Ayrıca E vitamini veya "Ginkgo Biloba" gibi takviye ilaçların belleği kuvvetlendirip kuvvetlendirmediği konusunda henüz kesin bir kanıt mevcut değil.
Östrojen, belleği güçlendiren unsurların içinde en önemlisi. Bu hormonun belleği ne kadar etkilediği henüz bilinmiyor; ancak beyin fonksiyonlarını güçlendirdiği bilinen bir gerçek. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre, östrojen takviyesi özellikle sözel ve görsel belleği etkiliyor.
Diğer çalışmalar ise östrojenin, alzheimer hastalığına yakalanma riskini azalttığını gösteriyor. Bunun yanısıra, nedeni bilinmemekle birlikte östrojen, hipokampal nöronların gelişimini hızlandırıyor. Ne var ki doktorlar, hormonun olumlu etkilerinin yanısıra yan etkilerini de gözönünde bulundurmak zorunda. Öte yandan unutmanın da bazı durumlarda anımsamak kadar önemli olduğuna dikkat çeken uzmanlar, belleği çok fazla zorlamanın da karşısındalar.
Suda Boğulma « Acil Durumlarda İlkyardım
Boğulma halinde alınması gerekli acil ilk yardım tedbirleri nedir?
Kişi sudan çıkarıldıktan sonra eğer nefes almıyorsa kendisine suni solunum yaptırılmalıdır. "Ağızdan ağıza" metodu günümüzde çok kullanılmaktadır ve genellikle bu metot tercih edilmelidir.
Ağızdan ağıza suni solunum metodu nasıl tatbik edilmelidir?
a. Hastayı sırt üstü yatırın. Boynunda veya göğsü üzerinde bulunabilecek bütün giysileri gevşetin.
b. Çenesini kaldırıp, başını mümkün ölçüde geriye doğru eğin. (Bu hareket soluk borusunu düzletir ve akciğerlere hava gitmesini kolaylaştırır.)
c. Hastanın burun deliklerini parmaklarınız arasında sıkıştırıp kapalı tutun.
d. Ağzınızı hastanın ağzına dayayarak bütün kuvvetinizle içeriye hava verin.
e. Akciğerlerin dışa hava verebilmesi için ağzınızı hastanın ağzından uzaklaştırın.
f. Bunu her beş veya altı saniye arasında tekrarlayın.
g. Nabız ve kalp atışı devam ettiği sürece bu yönteme devam edin. Bu gibi bir kişiyi normale getirmek saatlerce sürebilir.
h. Yorulduğunuz zaman başkası yerinize geçmelidir.
i. Hastanın boğazında veya göğsünde su veya balgam birikmişse, bunların ağızdan çıkmasını temin için kendisini baş aşağı veya yana çevirerek tutun.
j. Ağızda balgam veya başka maddeler toplanmışsa bunları parmaklarınızla dışarı çıkarın. (Nefes almayan bir kimse hiçbir zaman ısırmayacaktır.)
k. Eğer ağızdan ağıza nefes vermekten iğreniyorsanız açık bir mendil arasından da hava verebilirsiniz. (Bu direkt ağızdan ağıza sistemi kadar tesirli olmayabilir.)
1. Ancak birkaç dakika nabız ve kalp atışı yoksa bu metoda son verin. Kulağınızla dikkatle hastanın göğüsünün sol tarafını dinleyin.
m. Hasta kendine gelirse, kendisini sıcak tutun ve doktor gelinceye kadar veya en azından yarım saat süreyle yerinden kıpırdatmayın.
Boğulma olaylarında ağızdan ağıza suni solunum metodu yararlı mıdır?
Evet, ancak hasta dik bir pozisyonda iken akciğerlerinden daha kolay su çıkarabilecektir. Bu sular çıktıktan sonra ağızdan ağıza suni solunum metoduna başvurulabilinir.
Boğulma her zaman akciğerlerde fazla su toplanmasından mı ileri gelir?
Her zaman değil. Birçok boğulma olayları hançerede meydana gelen bir spazmdan ileri gelir ve bu gibiler spazmın ortadan kaldı-rılmasiyle kurtarılabilinir. Bu gibi birçok boğulma olaylarında hastalar hançerede spazm olan bölgenin altında bir soluk borusunu açma ameliyesinin yapılmasiyle kurtarılmışlardır.
Soluk borusunun açılması ilk yardımı yapan tarafından mı yapılmalıdır?
Hayır, ancak doktorun vaktinde yetişme ihtimali yoksa ve hastanın öleceği kesin ise o zaman ilk yardımı yapmakta olan bu ameliyeye başvurma zorunluğunda kalacaktır.
Boğulan bir kişiyi baş aşağı çevirerek onu bu durumda tutmakta bir yarar var mıdır?
Genellikle hayır. Başı öne eğik bir durumda yatırılsa da akciğerlerinden suyu çıkaracaktır.
Suni solunuma ne zaman son verilmelidir?
Kalp artık atmayınca ve ölüm hali belli olunca.
Nasıl Koku Alırız? « Anatomi
Duyu organlarımız bize dış dünya ile ilgili bilgileri aktarırlar. Bu bilgilerin yüzde 80'ini gözlerimizle, yüzde 1'ini ise burnumuzla alırız. Ancak nezle veya grip olup burnumuz tıkandığında, koku alamayınca, yediğimiz yemeklerin tadını bile alamayız, dünyadan aldığımız zevk azalır. Eğer burnunuzu parmaklarınızla iki yandan sıkarsanız, bir dilim çiğ patates mi yoksa elma mı yediğinizi söylemekte bile güçlük çekersiniz.
Koku duyumuz anlaşılması en güç olan duyumuzdur. Bellek ve duygularımızla çok ilgilidir. Bir toprak yolda yürürken yağmur kokusu aldığımızda, birden bir çocukluk anımız canlanabilir.
Peki bir koku duyduğumuz zaman ne oluyor? Bu kokuyu diğerlerinin arasından nasıl tanıyoruz? Beynimiz bu farklı uyarıları nasıl algılıyor? Bir kokunun oranı, bir litre havanın içinde bir miligramın milyonda birinden bile küçük olsa onu nasıl ayırt edebiliyor?
Aslında tek bir koklama ile hemen hemen yeterli algılamayı sağlarız. Normal bir insan dakikada 30 litre havayı içine çekip koklayabilir. Ancak belli bir zaman sonra algılama süratle azalır, yani bir kokunun içinde uzun zaman kalırsak artık onu duymamaya başlarız. Kokunun hangi yönden geldiğini ise burun deliklerimize gelişi arasındaki anlık farktan anlarız.
Koku alma kapasitemiz şüphesiz koku kaynağının gücüne de bağlıdır. Havanın bir litresinde 5,83 miligram eter olunca kokuyu ancak hissederiz de 0,000.000.4 miligram sarımsak kokusu bile hemen hissedilebilir. En güçlü koku çürük yumurta kokusudur. Bu kokunun molekülleri havada 100 bin molekül içinde bir tane dahi olsa burnumuz tarafından hemen algılanır. Bir kokunun artıp azaldığını hissedebilmek için, onun hava içindeki oranının en az yüzde 30 değişmesi gerekir.
İnsanlar gün başlarken daha iyi koku alırlarken kahvaltıdan sonra koku hissi azalır. İlkbahar ve yazın ise kışa göre daha kuvvetlidir. Koku alma duyusunu sıcaklık, aç veya tok olma ve alınan ilaçlar da büyük ölçüde etkiler. Kadınlar erkeklerden daha iyi koku alırlar. Bu duyu 60 yaşından sonra azalmaya başlar. Koku alma duyusu eğitimle arttırılabilir.
Burnumuzun boşlukları içinde, her biri birer metal para büyüklüğünde iki koklama mukozası vardır. Buralarda milyonlarca algılama hücresi bulunur. Bu sinir hücrelerinin tüylü uçları, nefes aldığımız zaman havada bulunan koku veren molekülleri yakalarlar. Aldıkları bilgileri beyin kökündeki koklama soğanına iletirler.
Görüldüğü gibi koklama mekanizması biliniyor da sistem nasıl çalışıyor tam belli değil. Bir görüşe göre her koku molekülü kendine özgü bir frekansta titreşim yapıyor ve burnumuzdaki koku sinirleri bu özel titreşimleri algılıyor. Bu durumda koku seste olduğu gibi dalgalar halinde yayıldığından sinir hücreleri ile moleküller arasında doğrudan bir temas olması da gerekmiyor.
Bir başka görüş ise kokuyu renklere benzetiyor. Nasıl bütün renkler aslında temel renklerden oluşuyorsa, bir kaç kokunun, bütün diğer kokuların temelini oluşturduğu ileri sürülüyor.
Bazı bilim insanları ise her bir kokunun kendisinin başlı başına ayrı bir koku olduğunu, her koku için hücrelerin özel olarak ayrı ayrı görev yaptıklarını, beynin uyarının hangi hücreden geldiğine bakarak karar verdiğini düşünüyorlar. Bunun ispatlanması için her bir sinir hücresinin ayrı bir koku ile uyarılıp test edilmesi gerekir ki bu da imkansızdır.
Görüldüğü gibi burnumuz ve koku alma hissimizin sırları tam çözülebilmiş değil. Kokulan burnumuz gibi olağanüstü bir hassasiyetle ve bir saniyeden çok az bir zamanda algılayıp, ayırt edebilecek bir makineyi günümüzün gelişmiş teknolojisi bırakın yapmayı tasarlayamamaktadır bile.
oyun