Kayısı « Besinler ve Özellikleri
Yaz ortasında soframızda taze meyve olarak sevilip yendiği gibi kurusu, hoşafı, kompostosu, reçeli, marmeladı, şurubu, meyve suyu, şekerlemesi, pestili ve tatlısı da makbul sayılan kayısı meyvesini veren Kayısı ağacı, Gülgiller'dendir. Kimi kaynaklarda anayurdunun Çin, kimilerinde de Doğu Anadolu'da bir dönem Ermenilerin yaşadığı bölge olduğu belirtilen kayısı ağacı, Akdeniz havzası ülkelerinden, Kaliforniya'ya ve hatta Avustralya'ya kadar uzanan geniş coğrafyada yetiştirilmektedir.
4-6 m. boylanan ağacının dalları, yayılarak ya da dikine uzar. Yeşil yaprakları yürek biçimini andırır. İlkbaharda pembemsi beyaz renkli irice çiçekleri, yapraklarından önce açar. Temmuz ayında olgunlaşmaya başlayan meyveleri, sarı-turuncu renkli, etinden kolay ayrılan acı ya da tatlı tek taş çekirdekli, eti az tatlı ve hoş kokulu olur. Ülkemizde yetiştirilen çeşitleri içinde önde geleni tazesi ve kurusuyla büyük ticari önem taşıyan Malatya (ya da Darende) kayısısıdır. Zerdali ise, boyca daha ufak ve ekşimsi tatlı meyveler veren türüne denir.
BESİN DEĞERLERİ
100 gr. taze kayısının içerdiği besin değerleri şunlardır: 51 kalori; 1 gr. protein; 2,8 gr. karbonhidrat; 0 kolesterol; 0,2 gr. yağ; 0,6 gr. lif; 23 mgr. fosfor; 17 mgr. kalsiyum; 281 mgr. potasyum: 12 mgr. magnezyum; 270 IU A vitamini: 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,04 mgr. B2 vitamini; 0,6 mgr. B3 vitamini; 0,07 mgr. B6 vitamini; 10 mgr. C vitamini; 0,5 mgr. E vitamini ile bir miktar folik asit...
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Betakaroten denilen A vitamini kaynağı maddeler yönünden çok zengin olan kayısı, kalp hastalıklarına yakalanma, kalp krizi geçirme, katarakt ve bazı kanser türlerine yakalanma rizikosunu aza indirger. Kayısı özellikle akciğer kanserini yakalanma rizikosunu azaltır, bu özelliğiyle sigara içenlere kayısı yemeleri öğütlenir.
o Kuru kayısı, potasyum yönünden çok zengin bir besindir: 100 gramında potasyumu 1.080 mgr'a çıkar. Bu içeriğiyle yüksek tansiyonu düşürür, tansiyonu düzene sokar.
o Kayısının kurusu, yüksek oranda, çözülebilen lifi de içerir: 100 gr. kuru kayısı 8 gr. gibi yüksek lif oranıyla kan şekerini düzene sokarken aynı zamanda bağırsaklarda pekliğe iyi gelir. Ayrıca kolesterol düzeyini de düşürür.
o Kayısı kurusu yüksek oranda demir içerir: 100 gr'ında 4 mgr. gibi yüksek oranda demir vardır. Bu nedenle kansızlığa iyi gelir.
İşte bütün bu nedenlerle taze ya da özellikle kuru kayısının bolca yenilmesi uzmanlarca öğütlenmektedir.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Kayısı ağaçları, kendi anacından gayrı anaçlar aşılanmaya uygun değildir. Bu yüzden kayısı çekirdekleri, sonbaharda iyi yanmış çiftlik gübresiyle zenginleştirilmiş topraklara ekilerek ertesi ilkbaharda çöğürleri elde edilir. Bu çöğürlere, istenen çeşitteki kayısının aşısı yapılır. Aşının tutup tutmadığı zaman zaman kontrol edilir. Böylece elde edilen fidanlar dikime hazır olur. Bizim için en doğrusu, güvenilir profesyonel üreticilerinin hazırladığı fidanları alıp bahçemize dikmektir.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Kayısı ağacı, yarı sıcak ve kurak iklimlerde, tepelerin güneye bakan yerlerini sever. Kışın kayısı ağaçlarının gövde ve dalları -35 dereceye kadar düşen sıcaklıklara dayanır. Oysa, kayısı çiçekleri, ancak -l dereceye dayanabilmektedir. Bu nedenle çiçek açtığında don olursa bu, kayısı ürününe büyük zararlar verir.
Toprak isteği: Kayısı ağacı derin, su tutmayan, az meyilli ve hafif kireçli toprakları yeğler. Buralarda ağaçlar iyi gelişir. Hastalıksız, parlak yüzeyli, tatlı, lezzetli ve hoş kokulu ürünler verir. Fidanların dikimi, bölgelere göre değişik tarihlerde yapılır ve ağaçlar arasında 5-6 m. aralık bırakılır.
Sulama: Kayısı ağaçları genel olarak sulanmaktan hoşlanmaz. Ancak, meyvelerinin geliştiği yaz mevsiminde sulanmaları gerekir. Kışları soğuk geçen yörelerde mayıs ile eylül ayları arasında yirmi günde bir; yazı sıcak ve kurak geçiren yerlerde 15-20 günde bir (yani yaz mevsimi boyunca 5-6 kez) sulanmaları gerekir. Ama, kayısı ürünü hasadından 10 gün önce, ağaçlar son kez sulanmış olmalıdır.
Gübreleme: Kayısı ağaçları, bulundukları toprağın niteliğine göre değişen gübrelere gereksinir. Bunun için yapılan toprak analizi sonuçlarına göre, ağaçlara ilkbaharda iyi yanmış çiftlik (ahır) gübresi ya da bolca azot ile fosfor ve potasyum içeren kompoze fenni gübreler verilir.
Budama: Kayısı ağaçlarına, toprağa dikildikleri yıllarda, tacına biçim vermek için şekil budaması yapılır. Ağaçlar ürün vermeye başladıktan sonra bu tür budama bırakılır. Yalnızca hastalık ve don nedeniyle kurumuş dalları kesilir.
Toprak işleme: Kayısı ağaçlarının altındaki yabani otların yok edilmesi, gübrenin toprağa iyi karışması, ağaç köklerinin solunumunun sağlanması, toprağın havalanması ve diğer bazı amaçlarla, kayısı ağaçlarının altı 15-20 cm. derinlikte olmak üzere belle kazılır.
Hastalık ve zararlılarıyla mücadele: Kayısı ağaçlarına dadanan zararlı ve hastalıklarla, uzmanlara danışılarak ve uygun tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, eksiksiz ve aksatılmadan mücadele sürdürülmelidir.
Elma « Besinler ve Özellikleri
Sonbahar başından ilkbahar başlarına değin elma adı verilen, bedene çok yararlı ve lezzetli taze meyvelerini severek yediğimiz Elma ağaçları, Gülgiller'dendir. Dünyada en çok tüketilen meyve türü olan elmanın 25 türü ve 6.000 kadar çeşidi vardır. Anayurdu, ülkemizi de içermek üzere Asya olan elma, Türkiye'de iklimi uygun olan pek çok yörede üretilmektedir.
Boyu 7-8 m'ye kadar çıkan elma ağaçlarının, türe göre, koyu griden çok pembe renge kadar değişen silindirik muntazam gövdesi vardır. Dalları, odun ve meyve dalı ile obur dallar olmak üzere üç gruba ayrılır. Elma ağacının yaprakları geniş, kenarları dişli olur. Üst yüzü koyu yeşil renkli ve belirgin damarlı, alt yüzü gri tüylüdür.
İlkbaharda açan açık pembe renkli çiçekleri yabani gülünkileri andırır. Bu çiçekler yaz boyunca olgunlaşıp eylülden başlayarak elmanın meyvesini verir. Meyve küresel, silindirik ve basık biçimlidir. Kabuğu türlerine göre kalın ya da ince ve farklı renklerdedir. Meyve türlerinin ayırt edilmesini sağlayan en belirgin özellik, kabuğun rengidir. Elmanın çekirdek evinde 5-10 adet yumuşak çekirdek bulunur. Eti tatlı, ekşi ya da mayhoş tatlı ve sulu olup tazeyken yenildiği gibi reçeli, kompostosu, marmeladı, meyve suyu, tatlıları, alkollü ya da alkolsüz içkileri yapılarak da tüketilir.
BESİN DEĞERLERİ
Dilimlere bölünmüş 100 gr. taze elmanın içerdiği besin değerleri şöyle sıralanır: 58 kalori; 0,2 gr. protein; 14.5 gr. karbonhidrat: 0 kolesterol; 0,6 gr. yağ; 1.8 gr. lif: 10 mgr. fosfor; 7 mgr. kalsiyum; 0,3 mgr. demir; l mgr. sodyum; 110 mgr. potasyum: 8 mgr. magnezyum; 90 IU A vitamini; 0,03 mgr. B1 vitamini; 0,02 mgr. B2 vitamini; 0,1 mgr. B3 vitamini; 0,3 mgr. B6 vitamini; 0,5 mcgr. folik asit; 10 mgr. C vitamini ve 0,7 mgr. E vitamini...
Ama, türlere göre büyük değişkenlik gösteren elmanın besin değerlerinin bu listedekilerden az ya da çok farklı olması doğaldır. Sözgelişi, yeşil ya da sarı renkli elmalarda C vitamini oranı, kırmızı elmadakinden fazladır.
SAĞLIĞIMIZA YARARLARI
Yukarıda sayılan önemli besin değerlerinin yanı sıra;
o Elma, kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürür: Yapılan araştırmalar, günde 2-3 elma yiyen kişilerde, elma lifinde bulunan pektin adlı maddenin bu etkiyi yaptığını göstermekte, ama söz konusu etki yalnızca pektin adlı maddeyi yapay olarak almakla değil, elmayı bütün olarak yemekle sağlanmaktadır.
o Elmanın içerdiği lifler ve meyve asitleri, hafif kabızlığı geçirmektedir.
o İçerdiği sıvı jel halindeki pektin adlı madde ile elma asitlerinin antivirüs özellikleri diyareye de iyi gelmektedir.
o Elma, içerdiği maddelerle yüksek tansiyonu düşürür ve kan şekeri düzeyini kontrol altında tutar.
o Araştırmalarda, elma tüketmenin hayvanlarda kansere yakalanma rizikosunu azalttığı saptanmıştır: Aynı etki insanlar üzerinde de araştırılmaktadır.
o Elma, aşırı iştahı normal düzeye indiren bir özelliğe de sahiptir.
o Elma, romatizma ve gut hastalığına da iyi gelir.
o Elma, bedenin hastalıklara karşı direncini de artırmaktadır.
Bütün bu etkilerden yararlanmak için günde 2-3 elmanın, üzerinde tarım koruma ilacı artıkları kalmış olabileceği düşünülerek çok çok iyi yıkamak koşuluyla kabuğunun soyulmadan yenilmesi yeterli olacaktır.
AĞACININ ÜRETİLMESİ
Elma ağacı, tohumuyla (çekirdekleriyle) yetiştirilebilirse de, bu işlem iyi sonuç vermez. Bunun yerine elma çeliklerinin daldırılmasıyla elde edilen fidanların ya da başka türden seçkin anaçların istenilen elma türüne aşılanmasıyla çoğaltılır. Bizim için doğrusu, inanılır profesyonel kişilerin ürettiği, türü belli ve sağlıklı fidanları alıp bahçemize dikmektir.
AĞACININ YETİŞTİRİLMESİ
İklim isteği: Elma ağacı, ılıman ve soğuk ılıman bölgelerin bitkisidir. Kışın -40 dereceye, bir yaşındaki sürgünleri ise -20 derecelere kadar dayanır. Ama ağaç ilkbaharda çiçeklerini açınca, -2 ila -3 derece soğuklardan zarar görür. Elmanın yetiştiği yerde havanın neminin %60-80 arasında değişmesi gerekir. Nem düşerse haziranda meyvenin yerlere dökülmesi artar. Elma, yapraklarını döken ağaçlardan olduğu için kışın belli dinlenme ve soğuklama dönemleri yaşar.
Toprak isteği: Elma ağaçları çok değişik fiziksel ve kimyasal özellikler taşıyan topraklarda yetişebilir. Asitli topraklara olduğu kadar kireçli topraklara da dayanabilir. Ancak taban suyu 1,5 m'den yukarıda olmamalıdır. Aksi takdirde ağacın yüzlek kökleri çürür. Tuz oranı yoğun toprağa elma ağacı dikilmez. Elma ağacı için en uygun topraklar, içinde uygun oranda kireç ve yeteri kadar humus bulunan topraklardır. Böyle topraklara fidanlar, 8-10 m. aralıkla dikilir.
Sulama: Elma ağaçlarının su isteği fazladır. Nispi neme de yeterince doymaları gerekir. Nemli yerlerde iyi sonuç veren elma ağaçlarına, yaprakları solmaya başlayınca su verilmeli, yaprakların iyice solması beklenmemelidir. Ağaçlara aşırı oranda su verilirse meyvenin dayanma süresi kısalır. Ağaç çiçekteyken sulanırsa çiçek döker. Ağaçlar, haziran-eylül ayları arasında 30 günde bir olmak üzere 4 kez sulanır.
Gübreleme: Elma ağaçları ürün verdikçe topraktan besin kaldırdıkları için toprağı fa-kirleşir. Bu nedenle ağaçların gelişmesi geriler ve ürün verimi azalır. Elma ağacına 3-4 yılda bir yanmış çiftlik gübresi verilir. Ayrıca ağaçlara her yıl azot, fosfor ve potaslı fenni kompoze gübreler de verilmelidir.
Budama: Elma ağaçlarının muntazam biçimde gelişmesini, bol ve iyi nitelikli ürün vermesini sağlamak üzere dikim, şekil, ürün ve gençleştirme budamaları olarak dört ayrı budama işlemi uygulanır. Bu işlemler, elma ağacını iyi tanıyan bilinçli kişiler tarafından yapılır.
Meyve seyreltme: Elma ağaçlarından iyi nitelikli ürün almak için meyve seyreltme işleminin yapılması da gerekir. Bunun için haziran ayında ağaçlardaki doğal meyve dökülmesi beklenir. Yere dökülen meyveler görüldükten sonra, ağacın besleyebileceğinden fazla meyve kalırsa bunlardan zayıf görünüşlü olanlar elle, makasla, değnekle ya da büyük bahçelerde kimyasal ilaçlar kullanılarak seyreltilirler.
Hasat (Derim): Elma bitkisinde hasat zamanın belirlenmesi çok önemlidir: Zamanında hasat edilen elma, o çeşidin tüm özelliklerini tam olarak taşır. Olgunlaştıktan sonra geç hasat edilen elmalar kepeklesin Erken hasat edilenler ise, meyve kabuğu yeterince sıkı dokulu olmadığından dolayı buruşur, elma tam ağırlığına erişmediğinden ürün kaybına yol açar.
Elmada tam olgunluk, kabuk rengi ile meyvenin koparılmasında sapın gösterdiği dirençle anlaşılır: Yeşil elmalarda, meyvenin rengi yeşilimtırak sarı olmalıdır. Kırmızı elmalarda, kızarma en mükemmel halini almalıdır. Elmalar, elle koparılarak hasat edilir. Avuç içine alınıp hafifçe bükülerek yukarı doğru itilen elma dalından kolayca ayrılıyorsa tam hasat zamanı gelmiş demektir.
Olgunlaşmamış elma kopmaz, sap ya da dalcıklar kırılır. Elma ağaçlarında hasat iki ya da üç kez meyve toplamayla yapılır. Birinci toplamada, ağacın dışındaki meyveler derilir. Sonra, içteki ve yukarı dallardaki meyveler hasat edilir. Böylece küçük kalmış meyvelerin irileşmelerine olanak tanındığı gibi dökülmeleri de önlenmiş olur.
Zararlı ve hastalıklarıyla mücadele: Elma ağaçlarına dadanan pek çok zararlı ve hastalık vardır. Bunlarla uzmanlara danışılarak ve tarım koruma ilaçları kullanılarak zamanında, düzenli ve eksiksiz mücadele sürdürülmelidir.
Bal Bebeklere Zararlı mı? « Genel
Bir yaşını geçmiş çocuklara balın bir zararı olamaz ama 12 aylıktan daha küçük bebeklere tavsiye edilmez. Peki nasıl oluyor da, tabiatın arılar vasıtası ile bahşettiği bu muhteşem gıda bebekler için zehirleyici olabiliyor?
'Botulizm' kelimesi bir çeşit zehirlenmeyi tarif eder. Botulin ise bakterilerin ortaya çıkardığı bir protein olup kaslardaki fiber doku yoluyla sinir hücrelerini istila eder, sonucu ölüme yol açabilecek hasarlar verebilir.
Botulizm bakterisi tabiatta bol bulunur ama havadaki oksijen tarafından hemen öldürülür. Ancak aktif olmadıkları zamanlarda bile oksijensiz bir ortamda yine hayat bulurlar. Bu, en çok teneke konserve kutularda saklanan gıdalarda görülür. Ağzı sıkı kapalı kutuların oksijensiz ortamında canlanan bakteriler, eğer yiyecek iyi ısıtılmazsa zehirleyici toksinler üretirler.
Arılar bal yapmak için nektar toplarlarken botulizm sporlarını da beraber alıp farkında olmadan bal yapımında kullanabilirler Yetişkinlerde bu balın yenmesi sorun yaratmaz. Gerek vücudun savunma sistemi gerekse midenin asitli ortamı, bu bakterinin zarar vermesine müsaade etmezler.
Bebeklerde ise hem savunma sistemi yeterli gelişmemiştir hem de mide hala ancak anne sütünü hazmedebilecek durumdadır. Zehirlenen bebek nefes alma ve yutkunma zorluğu çekebilir, kol, bacaklar ve boyunda güçsüzlük ortaya çıkabilir, durum çok ciddi sonuçlara yol açabilir.
Aslında botulin proteini bebeklere 6 aya kadar zarar verebilir. 8 aydan sonra tehlike geçmiştir ama en iyisi, bebeğin sağlığını emniyete almak için bir yaşına kadar bal yedirmemektir.
Balın bir türü olan delibal zehirlenmesi ise bir başka olaydır, yaşa bağlı olmadan tüm insanları etkileyebilir. Daha çok Karadeniz bölgesinde görülen bu zehirlenmenin nedeni arıların balı yaparken kara ağrı ve sarı ağrı adı verilen bitkilerin çiçeklerinden aldıkları toksindir.
Zehirlenme, bir kişinin bu baldan 50-100 gram yemesinden sonra ortaya çıkar ve kendini karın ağrısı, ishal, kusma, baş dönmesi hatta kol ve bacaklarda ağrı, kramp ve felçler şeklinde belli eder. Genellikle ölümle sonuçlanmaz. Bu balın bekletilmesi veya kaynatılması da zehirlenmeye çare değildir.
oyun